Yahya Munis: Sol Düşüncenin Kürt Milli Davası Üzerindeki Tahribatı ve Kürt Milletine Maliyeti!

Sol Düşüncenin Kürt Milli Davası Üzerindeki Tahribatı ve Kürt Milletine Maliyeti!

Ulusal kurtuluş mücadelelerinde iki görüş hâkimdir:Yurtseverlik ve Milliyetçilik.

Yahya Munis

03.10.2021, Paz | 22:09

Sol Düşüncenin Kürt Milli Davası Üzerindeki Tahribatı ve Kürt Milletine Maliyeti!
Makaleyi Paylaş

Yurtseverlik; Yurdu-toprağı sevmek. Toprağı önceleyip ona odaklanmaktır. Bilindiği gibi, Yurt-toprak, her türlü gelir-çıkarın kaynağı olduğu için, burada maddi kazanca ve çıkara dayalı bir beklenti ön plandadır. Bunun kökü, tarihi "Maddecilik-Materyalist" düşünceye dayandığından maddi menfaat veya mevki–makam esas alınır. Bu yolda olanlar, kişisel çıkar ve egoları ön planda olduğu için, her zaman çıkarcı bakış açısına sahip olup, binlerce insanı rahatlıkla bu egolarına kurban etmekte sakınca görmüyorlar. Yeter ki hedefledikleri makam, çıkar ve iktidarı elde etsinler.

Milliyetçilik ise; İnsan odaklı olup, insan sevgisi ön plandadır. İnsanı önceler. Burada her şey insan içindir, her şey insana feda edilir. Bunların ülke sevgisi de, sevdiği insanların yaşadığı toprak olduğundan ve bu toprağın da onlara ait olduğu için severler. Buna, tıpkı ana–babanın çocuklarına karşı sevgisi ile, çocukların ana–babasına karşı duyduğu sevgi gibi bakılabilir. Milliyetçilik ana-baba sevgisine, yurtseverlik de çocukların ana-babaya karşı sevgisine denk gelir.

Biz bu yazımızda, yüz yıllardan beridir Kürt kurtuluş mücadelesinde muhafazakar milliyetçi Kürtlerle, sol düşünceli yurtsever Kürtlerin, Kürtlük davasında verdikleri mücadelenin yöntem ve katkılarını, Kürt milletine sağladıkları kazanım ve kaybettirdiklerini irdeleyeceğiz inşallah.

Osmanlı devleti sultanlarından II. Mahmut zamanında, (Avrupa’nın da baskısıyla) Osmanlı devleti merkezileşmeye gidince, yüz yıllardan beri yürürlükte olan Kürt emirlikler yıkıldı, yerlerine İstanbul’dan–yani merkezden Valiler tayin edildi. Valilerin tayiniyle aşiretler başıboş kaldı ve kargaşa başladı. Aşiretler üzerinde eskisi gibi (yani Kürt mirleri gibi) etkin bir idare olmayınca birbirine girdiler, adeta “kan gövdeyi götürdü.”

Mirlerin yerine atanan valiler, iyi niyetli olmamasıyla beraber, yerel olaylara ilişkin ne Mirler kadar bilgi sahibiydiler ne de halkın nezdinde meşru yöneticiydiler. Bu nedenlerden dolayı, aşiretler arası çelişkilere ve kan davalarına çözüm getirmeye muktedir değillerdi. Hatta bazı valiler kasten bu çatışmaları körükleyerek, “böl ve yönet” taktiğini güdüyorlardı. Bunun bir neticesi olarak da eski Kürt emirliklerinde kanunsuzluk, kargaşa ve güvensizlik had safhaya vardı. Bu da toplum nezdinde ve yaşantısında ciddi sorun ve riskler oluşturmaya başladı. Kürt milletinin varlığı bile tehlikeye girince akil insanlar devreye girip buna bir çare bulmaya çalıştılar.

Bu dönemde, 1800’lü yılların başında, Kürt asıllı bir şeyh olan Mevlana Halid (Şehrezori-Bağdadi), Nakşibendi tarikatının ikinci dönemini başlatarak, tarikatını inzivadan çıkarmış ve toplumsallaştırıp sosyalleştirmişti. Buna ek olarak, okuma–yazma oranı yok denecek kadar az olan Kürdistan’da, okuma ve yazmayı yaygınlaştırmak için (adeta okuma-yazma seferberli başlatarak) Tarikat-Dergah ve Medreseleri birleştirip Kürdistan’ın eğitim sistemini tamamıyla yeni bir düzene koymuştu. Dini konuların yanı sıra mantık, felsefe, edebiyat ve hitabet ilimleri gibi “müspet ilimleri” de müfredata eklemişti. Her dergâhın yanında birer medrese kurdurarak, medrese eğitim sistemini tüm Kürdistan’a yaygınlaştırmıştı. Sonra da, Kürdistan dahil, dünyanın bir çok ülkesinde atadığı 40’ı aşkın halifesinin tarikatı yaymak amacıyla giriştiği eylemler neticesinde, Kürdistan’da şeyhlerin sayısında bir hayli artış olmuştu.

“Önceleri Mirler tarafından sağlanan otoritenin yokluğu, aşiretler arasındaki çatışmaların sayısında ciddi ve önemli bir artışa, küçük aşiret reisleri arasında iktidar kavgasına yol açmıştı.” Kürt emirliklerinin yıkılmasıyla ortaya çıkan genel kargaşanın hüküm sürdüğü bu ortamda, günlük yaşamlarında herhangi bir korunmadan yoksun birçok kişi bir güvence arayışı içinde dini otoriteye, yani şeyhlere yönelmeye başladı. Böylece Tarikat dergahları bir nevi yoksul, kimsesiz, düşkün ve sorunları olanların biricik başvuru sığınağı haline gelmişti.

İşte bu koşullar nedeniyle halk, bazı akil insanların aracılığı ve önderliğinde kendi bölgelerinde bulunan ve tarafsız duruşlarından dolayı herkes tarafından genel olarak saygı ve kabul gören, tek otorite ve umut olarak görünen Şeyhlere başvurmaya başladı. Şeyhlerden bu asayişsizlik, can ve mal güvensizliğinin önüne geçilmesi için yardımcı olmalarını istediler. Bu nedenle dini konuma ek olarak Şeyhler hızla milli-politik önderlik rolünü de üstlenmeye başladılar.

Bundan dolayı, Kürt halkı tüm toplumsal sorunlarını Şeyhlere havale etmeye başladı. Bu konumu ele geçiren Şeyhler, adaletten eğitime, güvenlikten idareye, uzlaştırma-barıştırmadan yardımlaşmaya ve aile düzeninin sağlanmasına kadar gayri resmi tüm toplumsal sorunlarda söz sahibi oldular ve bu sorunlara çare bulan merkezi bir konuma sahip oldular. Özellikle de kan davası güden tarafları tek barıştırma gücüne sahip olmaları herkes tarafından Şeyhlere gönüllü saygı gösterilmesine neden oldu.

Böylece Osmanlılar döneminin son 150 yılında Kürdistan bölgesinde devlete muhtaç olmadan, şer’i hukuk çerçevesinde, kendi hukukunu da oluşturarak, gayri resmi de olsa, günlük yaşantılarında kendi kendini idare etme alışkanlığı elde ettiler. Böylece doğal ve bağımsız bir yönetim şekli oluştu. Bugün bile şeyhlere, aşiretler arası çatışmalar veya kan davalarında çözüm getirecek konumda olmaya en emin yol gözüyle bakılmaktadır.

Toplumun tüm sınıf ve katmanlarıyla beraber, aşiret üyelerinin de şeyhleri sorunlara çözüm bulacak kişiler olarak görmeleri ve bunun neticesinde şeyhlerin otoritelerinin aşiret sınırlarını aşarak dini önderliğe ek olarak politik önderler haline gelmelerine yol açacak bir biçimde artması, her kesim tarafından memnuniyet çerçevesinde doğal karşılandı. “Bu dönemden itibaren Kürdistan’da neredeyse önemli milli ve politik önderlerin çoğu ya şeyhlerdi, ya da en azından şeyh ailelerinin üyeleridir.”

Bakın bu konuda dünyaca önlü Hollandalı sosyolog ve Kürt uzmanı, Prof. Dr. Martin Van Bruinessen ne diyor:

“Evvelden, birebir halkla temas kurarak, onları dini ve ahlaki eğitimden geçirerek, dini pozisyonlarını ve Kürdistan'ın tek eğitim kurumları olarak kurdukları medreselerini de kullanarak/devreye sokarak, halka yönelik yaptıkları eğitim ve sosyal faaliyetler nedenleriyle, pozisyonları zaten aşiretsel örgütlenmenin dışında yer alan şeyhler, bu çatışmalara son verebilecek tek otorite haline geldiler. Mevcut huzursuzluklarda ara-buluculuk işlevlerini yerine getirirken kendi güçlerini arttırabildiler. Böylece şeyhler idari ve sosyal bazda güler yüzlü Kürdistan’ın en güçlü yerli kişileri oldular ve olmakla beraber, açıkça (Kürdistan'ın tek eğitim merkezleri olan) medreselerinde verdikleri Kürtçe eğitimle; ilim, kültür, sosyal ve toplumsal bazda Kürt milli duyguların odağı haline de geldiler.” (Martin vanBruinessen (Ağa, Şeyh, Devlet kitabından)

"1800’lerin ilk yarısından 1990 yılına kadar, genel olarak Kürdistan bölgesinin hakimi dini tarikatlardı. Meleler onların danışmanlığını, aşiretler de onların kolluk kuvveti görevini görüyorlardı. Yani Şeyhler ve onların dergah medreseleri dini yönetime ek olarak idari bir yönetim merkezi haline geldiler.”

Otoriter Kemalist rejimin dorukta olduğu “Cumhuriyet” Türkiye’sinde; Kürt halkını bilinçlendirip,“Kürtlük milli bilincini ve birliğini sağlamak” için; “Kürdistan’daki Nakşibendi medreseleri bir zamanlar yer altına inmeyi de göze alarak, Kemalist düzene karşı kesintisiz büyük bir direniş göstermiş, böylece Kürt bölgesinin cahil kalması, dinden ve Kürtlük milli davasından uzaklaşmasını engellemiş oldular. Medrese sistemi Kürtler arasında büyük bir revaç görmüştür.” Bölgenin beyleri, ağaları, madden ve manen her şeylerini ortaya koyarak bu medreseleri desteklemişlerdir.

Medreseler, bölgede Kürt kültürünün yaşamasını sağlamış, eğitimin ağırlıklı olarak Kürtçe verilmesi üzerine, Kürt dili gelişmiş, Kürtçenin bir ilim dili, edebiyat dili haline gelmesi sağlanmıştır. Bu münasebetle, dünya çapında kabul gören, insanlığa kazanım sağlamış, bu kazanımları takdirle karşılanan Kürt bilim ve edebiyat insanlarının yetişmelerine vesile olmuştur. Bu alim şahsiyetler, Kürtleri eğittikleri gibi başka milletlerin sultanlarını da eğittiler ve ilmi yönden dünyanın kalkınmasında ve medeniyete iz bırakan katkılar sağladılar.

Örneğin; “Osmanlının ünlü sultanı Fatih‘in hocası, Molla Gürani, Ebu Suud Efendi ve İbni Kemal de bölge medreselerinden yetişen ünlü Kürt alimlerdir. Onların dışında İbni Esir, İdris-i Bitlisi ve hatta, Leonardo da Vinci'den yüz yıllarca önce yaşamış, ona ilham kaynağı olduğu kabul edilen, adeta bilişim teknolojisinin çağını oluşturan, sibernetiğin ilk adımını başlatan, robot teknolojisinin kurucusu olarak kabul edilen, Ebû’l İz El Cezeri de bu medreselerde yetişenlerdendir.

Bunlarla beraber, aynı zamanda Kürdistan Nakşibendi Medreseleri, Kürt entelektüel hayatının ve Kürt milli uyanışının oluştuğu ve zirvede olduğu merkezi yerler olmuşlardır.

Kürt toplumunun yaşam merkezleri haline gelen Kürdistan medreselerinde yetişen ve silahlı veya silahsız, Kürt toplumunu yönlendiren tarihi Kürt Milli davalarının öncülerinden bazı kahramanlar şunlardır. Pek bilinmese de dünya edebiyatında en önlerde yer alanlardan olan Melayê Cizîrî, Kürt milli düşüncesinin babası sayılan Şeyh Ahmedê Xanî–Hani, Şeyh Abdusselam Barzani, Şeyh Ubeydullah’ê Nehri, Şeyh Abdulkadir’ê Nehri, Şeyh Mahmud’ê Berzenci, Şeyh Said-i Piran, Seyit Rıza, Kadi Muhammed, Şeyh Abdusselam Barzani, Şeyh Ahmet Barzani, Mele Mustafa Barzani ve hatta büyük Kürt milli şair Cigerxwin gibiler bu medreselerde yetişen Kürt milli kahramanlardır.

Bunlara ek olarak; “Tarihi Kürt beylerinden, soylu ailelerin aristokrat ve ağalarından; dünyanın dört bir yanına dağılan ve gittikleri her yerde eğitim, kültür, siyaset, lobi ve diplomatik faaliyetleriyle Kürt milli davasını ayakta tutan ve yayılmasının öncülüğünü yapan bil cümle Bedirhan’iler, Cemil paşazadeler, Simko Ağay-i Şikaki, Haco Ağa, İhsan Nuri Paşa, Nuri Dersimi, Osman Sabri Ağa ve bunlar gibi yüzlercesi…” başta olmak üzere, şu ana kadar Kürt milli davasını yürütenlerin %90’nı Kürt tasavvuf önderleri ve onların müttefikleri olan Kürt beyleri, paşaları ve ağaları olmuştur. 

Şeyhler, Kürdistan’da halkın rıza ve memnuniyetlerine dayalı idari yönde otoritelerini tam oluşturduktan sonra, Kürt milleti ile egemen devlet arasını, alabildiğine kesmeye kalkıştılar. Buda Kürtlerin asimile olup, egemen milletlerin içinde erimesini önleyen en büyük etken oldu. Gayri resmi de olsa kendilerinin kurmuş oldukları yönetimle halkı yönettiler. Bu gayri resmi fiili idari konumlarını yeterli görmeyerek bunu bir adım daha ileri götürme isteğiyle, kendi milli devletlerini kurmaya kalkıştılar.” Böylece her millet gibi bağımsız olma istemiyle Kürt milli ayaklanma serisi başlatmış oldular.

1800’lü yılların başından itibaren, Mevlana Halid-i (Xalid-i) Bağdad-i (Şehrezor-i) tarafından dünyanın çeşitli bölgelerine atadığı halife –şeyhler gibi, Kürdistan’ın çeşitli bölgelerine Kürdistan milli medreselerinde yetişen, Kürtlük milli şuurun zirvesinde olan, onlarca halife – şeyhler atadı. 1800’lerin başından, 1937’deki Dersim Kürt milli ayaklanmayla ile son bulan milli Kürt halk ayaklanmaların tümü bu halifelerin öncülüğünde veya onların telkin ve destekleri ile olmuş milli ayaklanmalardır.

Bundan dolayı Kemalist rejim, 1925’teki Şeyh Sait ayaklanması ile başlayıp, 1937’de Dersim ayaklanması neticesinde Seyit Riza’nın asılmasıyla Kürt ayaklanmalar serisi son buldu. Fakat bu süre zarfında Kürtlerin başta dini, aşiret, hanedan aristokratları, aydınlar ve tüm toplumsal kanaat liderleri olmak üzere, kitleler halinde bu mümtaz şahsiyetlerin ya fermanlarını çıkartıp öldürdüler, hapse koydular, yada sürgün ettiler. Bu kıyımdan sonra 1960’ların başına kadar Kürt meselesinde sessizlik hâkim oldu. 1960’lardan itibaren Kürt davasında roller değişti. Bu tarihten itibaren Kürt davasının öncülüğü Şeyh, Ağa ve Aristokratlardan, Kemalist rejiminin okullarından yetişen Marksist, Leninist, Maocu ve Kemalist karışımı ideolojilerin hamurları ile yoğrulmuş ideolojilerin sahibi aydınların eline geçti. Artık bu safhadan sonra dava, Kürt milli davasından çıkıp Kürtlerin yabancısı olduğu, Kürt milli ve toplumsal sosyolojik yapısına yüz seksen derece aykırı ve Kürtlük davasına hizmeti amaçlamayan, Kürtlerin yabancısı olduğu ve Kürtleri davalarında kullanılacak malzeme olarak gören, başkalarının fikirlerini önceleyenlerin emrine girdi.

Eskiden olduğu gibi, Kürt gençlerinin enerjilerini Kürt milli davası için harcayacaklarına, “Marksizim, Leninizim, Maocu, Kastrocu ve diğer safsata ideolojiler” için Kürt gençlerini bir birine düşürüp enerjilerini bu uğurda harcadılar. Kürt milletinin vazgeçilmez birer gerçeği olan ve Kürt toplumunun dörtte üçünü temsil eden, kendi toplumunun Şeyhi, Ağası ve aristokratına düşman ettiler. Peki, milli kurtuluş davasında, milli birlik ve beraberlikle yürütülmesi gereken bir çalışmada, milletin dörtte üçünü düşman seçiyorsan bu mücadelede galip gelmen mümkün mü?

Yukarıda, “yüz yıllardan beri, muhafazakâr Kürt milliyetçilerin Kürt davasına ve milletine katkı ve kazanımlarını” anlattık. Peki, 1960’ardan bu güne kadar solcu ve sosyalist Kürtlerin Kürt davasına ve milletine ne gibi bir katkı olmuş, ne gibi kazanımlar sağlamışlardır?

Kürt davası, sol–sosyalist Kürtlerin eline ve öncülüğüne geçtikten sonra, mazlum Kürt milletinin haklarını elde etmek yerine Kürtleri din ve maneviyattan alıkoyup sosyalistleştirme için çalışıldı. Materyalist düşünen, vefa, söz ve verilen taahhütlerden dönmekte sakınca görmeyen, egolarını ve çıkarlarını ön planda tutan bu öncüler, mazlum ve mağdur Kürtleri kendi ideolojileri için kullandılar. Çıkarlarının başarısı için, gözlerini kırpmadan binlerce Kürdü öldürme ve ölüme göndermekten zerre kadar sakınca görmediler. Aptallaştırma aracı olarak kullandıkları ideolojileri için Kürtler arasında ölümlü çatışmayı ilk onlar başlattılar. Rezil ve aşağılık ideolojilerinin başarısı için on binlerce Kürt genci Kürt milletinin hiç bir kazanımı hedeflemeden ve tek bir kazanım sağlamadan toprağa düşürdüler. Peki sonuç; virane ve boşaltılmış bir Kürdistan, bunun sonucunda Kürt sermayesinin yüzde yetmişi, aydın ve nitelikli Kürt nüfusun yüzde sekseni, Kürt nüfusunun yüzde atmışı (12 milyon Kürd’ü) Kürdistan’dan sürüp, batı Anadolu’nun varoşlarında asimilasyona mahkum etmek oldu.

Peki, tüm bu olanlara rağmen Kürt milleti ne yapmalı?

Değerli arkadaşlar, kendi iradesi elinden alınan, kendi kendini idare etme, yaşantısını düzenleme ve geleceğinin planlamasını yapma iradesine sahip olmayan milletlerin bunları elde etmesi için milli kurtuluş düşüncesinden başka (din de dahil,) her hangi bir ideolojiye kapılmalarına gerek yoktur ve olmamalıdır. Bu çerçevede sol düşüncenin öncülük yaptığı Kürtlerin şu andaki Kürt siyasi hareketlerin mücadelesine bakacak olursak; daha milli kurtuluşunu sağlamadan, devletini kurmadan, kurtuluştan sonra rejim ve idari yönetim şeklini hedefleyerek peşinen belirlediği rejimi kurtuluş mücadelesi ön koşul olarak Kürt halkına dayatması akıl kârı değildir ve kabul edilemezdir de. Kurtuluş mücadelesinin başarısının önündeki en büyük engeli de bu dayatma oluşturuyor. En önemlisi de bu durum, kurtuluştan sonraki dönem için peşinen milletin iradesine ipotek koymaya da sebep olacağı gibi, milletin ezilmişliğini, çaresizliğini ve özgürlük hasretini de kullanmış ve istismar etmiş olur.

Yorum ve irtibat için

[email protected]

 

Bu makale toplam: 4357 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:17:17:38
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Yahya Munis

Yahya Munis

Yazarın Önceki Yazıları

'ABD Afganistan’dan çekiliyor, Kürdistan merkezli büyük oyun başlıyor'“Kandil Dağı Kadar Kürt, Anıttepe kadar Kemalist” olmak, Kürdün derdine çare olur mu? –4FETO ile mücadele ve Mescid-i Dırar olayı!Üst Aklın Kürt Planlaması ve Kürtler'in çaresizliği –3Filistin Kürtlerin nesi oluyor?Öcalan: “Bu çatışma bitmez, bu çatışmayı bitireni bitirirler” –2–Erdoğan ile HDP arasındaki savaşı nasıl okumalıyız?-1-Karanlık eller tarafından şehid edilen Mele İzzeddin Yıldırım’ın şehadet yıl dönümü münasebetiyleDemirtaş–Öcalan arasındaki vekâlet savaşı ve Kürt siyasetinin sefaleti…Batan güneşe tapan Kürt siyasetinin iflası ve yeni güneşin doğmasıPKK sistemi ve üstlendiği rol – 3Öcalan’ın liderliğe hazırlanması ve kahramanlaştırılması-2Bir 'Halk Çocuğu' olarak Abdullah Öcalan ve onun liderliği –1Evet “ABD’nin Irak’a saldırısı ve saldırıdan sonraki muhtemel gelişmeler(*)” dedik…!İnsan ve Kıyamet!Neden Kürt değerlerine saldırıyorlar? –3–Bersisa yolundaki Şivan’a cevap…!-2Şivan üzerinden yeni proje mi?Kürtlere karşı Tarih tekerrür mü ediyor?Kürt devleti kurulum sürecine girerken, Kürtler ne yapmalı? –10–Roboski ile Taksim arasındaki hat Gezi-Taksim olaylarına farklı bir bakışKürt sorunu çözüm projesi için ilk adım; 'Kürt toplum sorunları araştırma merkezi…!' –9Dünya Kürtlere borçlarını ödemek istiyor, fakat…? - 8ABD'nin Kürt-sel dönüşüm projesiYeni bir Kürdistan bölgesi için ilk adım!Kürdistan'da yumuşak gücün oluşması – 7Tarikat ve Medreselerin Kürt Toplumundaki Konumu - 6PKK ile Nereye Kadar–5PKK’nin devreye sokulması - 4Kürt halkının sosyolojik yapısı ve PKK’nin Kürt halkı arasında taban bulması -3Kürtler ile Türklerin tarihten gelen ilişkileri ve Kürt sorunun oluşması - (2)Kürt meselesinin çözümünde Tarikat, Medrese ve Ulamaların rolü!Faşist ruhlu Türklerle asla...!!!Erdoğan'ın hırsı Bahçeli'nin tuzağıZiya Gökalp'ın büyük çilesi KÜRTLER ve Türklere kurmuş olduğu tuzak! -2Türk milliyetçiliği, Türk'e kurulmuş bir tuzak mı? -1Yenidünya düzeninde Kürtlerin rolü ve önemiABD'nin Kürt politikası ve Kürtlerin geleceğiABD'nin PKK'nin Başına Ödül Koymasının Anlamı ?Ahmet Ağırakça hocanın tahrifat olayı!İsmen ve Cismen Kürtleri bitirmeye çalışmak!Erdoğan'ı tekrardan seçtiren faktörlerSURUÇ olayı yeni bir ROBOSKİ'dir!Hizbullah'a açık mesajımdır - 2PKK ve Kemalistlerin Kıskacında ki Kürt siyaseti Hizbullah, HUDA-PAR ve HDPAk Parti'nin Kürdistan vedası!HDP'ye Kemalistler tarafından kayyum atanırken!Kürdistan referandumuna karşı çıkarak, Aslında neye onay verdiğinizin farkındamısınız?(Allah katında) Sn. Erdoğan için geri sayım başlarken! (2)Ak Parti’nin kaderi ve Kürtlerin geleceği! (1)Kürtleri kurban olmaya zorlamak!
x