Yahya Munis: “Kandil Dağı Kadar Kürt, Anıttepe kadar Kemalist” olmak, Kürdün derdine çare olur mu? –4

“Kandil Dağı Kadar Kürt, Anıttepe kadar Kemalist” olmak, Kürdün derdine çare olur mu? –4

Yukarıdaki başlık sevgili Yıldıray Uğur’dan esinlenerek oluşturulduğunu ve altındaki yazıyı da dost bilinenler tarafından, Kürt’ün çaresizliği ve aldatılmış olmasına sebebiyet verenler ile doldurmak istediğimi belirtmek isterim. Bunu da geniş bir şekilde alıntı belgelerle yapacağım.

Yahya Munis

25.07.2021, Paz | 11:29

“Kandil Dağı Kadar Kürt, Anıttepe kadar Kemalist” olmak, Kürdün derdine çare olur mu? –4
Makaleyi Paylaş

Tarihte II. Mahmut’tan beri 200 yıldır Kürt milletini zulüm ve baskı altında bulundurarak yaptıkları katliamlar ile Kürt cellatlığı vasfını kazandırmakla zirveye çıkarılan Kemalizm ideolojisinin gönüllü taşeronları olmaları ile övünen ve 40 yıldır Kürtlerin mazlumiyet ve özgürlük hasretini kullanarak ve bundan daha da ötesi Kürtleri, Kürt milletinin celladı olan Kemalizm’e âşık ederek ve kullanılmak ve alet edilmek üzere Kürtleri Kemalist ideolojisinin siyaseti emrine veren bu zihniyetin yürüttüğü sözde Kürt siyaseti, Kürtlerin kurtuluşunu sağlayabilir mi?

Pekibu taşeron ruhlular bunu sağlayamıyorsa, bunu sağlayacak olan nedir ve kimlerdir?

Biz bu makalede ve bir sonraki makalelerde bunu irdeleyemeye devam edeceğiz, bu taşeron ruhlu siyasetin kesinlikle ezilmiş Kürt halkının haklarını elde etmek olmadığını belgelerle ortaya çıkaracağız. Umarım Kürt milletini 40 yıllık aldatılmışlığının farkına vardırırız İnşallah!

Kemalist ideolojisi ile temelleri atılan Türk devletinin kuruluşundan (1950 ile 1960 yılları arasında Demokrat Parti 10 yıllık kısmi iktidarı hariç) 2004 yılına kadar bu ideolojinin sert ve katı politikalarıyla yönetilmiştir. Bu rejimde seçim ile kim iktidara gelse gelsin, her daim derin devlette Kemalist Ulusalcılar muktedirdi ve perde arkasında devleti bunlar idare ediyorlardı.

ABD, PKK lideri Öcalan’ı 15 Şubat tarihinde Türkiye’ye teslim edince, Öcalan 1 Eylül 1999 tarihinde İmralı’dan (devletle resmi hiçbir kazan–kazan mutabakatı olmadan, sadece devlete hoş görünme ve canını kurtarma amaçlı) PKK’ya tek taraflı olarak hem ateşkes hem de gerilla güçlerinin sınır dışına çekilmesi talimatlarını verdi.

2004 yılında Erdoğan’ın önderliğinde geleneksel rejim dışı görünen dindar liberal kadronun kurmuş olduğu AK Parti iktidar olunca, Kemalist rejimin muhafızı olarak kabul edilen Atatürkçü Türk Ordusu, Erdoğan öncülüğündeki AK Parti iktidarını sindiremeyip el altında darbe yapma hazırlığına giriştiler. Darbe bahanesi oluşturmak ve kaos çıkarmak gerekiyordu. Bunun için de fiziki ve ideolojik olarak kendilerinin denetiminde olan ve üstelik (Kendisinin planını bozacak varsayım ile) en az kendileri kadar AK Parti iktidarına karşı olan Öcalan’a başvurup yeniden çatışmayı başlatmasını istediler.

Ergenekon davasındaki dosyalara bakacak olursak, 2004 yılında askerlerin bu konuda nasıl karar aldığı mahkeme dosyalarında ortaya çıkmıştı.

Öcalan cenahına baktığımızda ise, Öcalan ve PKK’nin nasıl da Kemalist Türkderin devletinin emrinde ve çıkarlarına hizmet etmek için olduklarını, istenmeyen siyaset ve iktidarlara karşı koz olarak kullanıldıklarını şu örnekle hemen anlayabiliyoruz:

7 Eylül 2006 tarihinde İmralı'da bulunan Öcalan, avukat görüşmesinde kendisini de hayrete düşüren avukatına şu açıklamayı yapıyor: 

Öcalan: (1999 yılı sonlarına doğru gerilla güçlerini Türkiye sınırlarının dışına çıkma talimatını vermesinin akabinde) “Genel Kurmaydan bir yetkili beni ziyaret ettiğinde kendisine şunu dedim:

“PKK silahlı güçlerini Türkiye'den çekeceğiz.” dediğimde, o bana:” Hepsini mi çekiyorsunuz?” “Evet” deyince, panik bir hava ile bana dönerek: “Hayır, hepsini çekmeyin. 500–600 tane bırakın, lazım olur” deyince şaşırdım kaldım.

Öcalan’ın tek taraflı ve hiçbir karşılığı olmadan, 1999 yılında verdiği talimatla sağladığı ateşkes ve güçlerini sınır dışına çekme olayının tam tersine, bu sefer Ergenekoncu askerlerin AK Parti iktidarını devirmek amacıyla darbeye bahane oluşturmak için PKK’nin yeniden çatışma başlatmasını Öcalan’dan istediler. Bunun için Öcalan’ın talimatıyla PKK olağan üstü kongreye gitti. Delegenin ezici çoğunluğunun muhalefetine rağmen, Türkiye’ye karşı yeniden çatışmaların başlamasına karar verdirildi. Bu kararın en ilginç ve korkunç yanı, mevcut ateşkesin bitirilip yeniden çatışmaların başlatmasının karar metninde görülüyor;

PKK 8. Kongrede aldığı kararla, çatışmaların yeniden başlatma kararın gerekçesinde çok özet olarak, sevgili Ahmet Altan’ın 14 Haziran 2004 tarihli Gazetem Net’teki “Ne oluyor?” başlıklı yazısından aktarıyoruz:

Altan; “Peki bunca çocuk niye öldü? Madem bütün bu düşmanlar birbirine bu kadar düşkündü, birbirleriyle böylesine bir fikir birliği içindeydi de onca kan niye döküldü?

Kimi ve niye (bizi) kandırıyorlardı?

“Şimdi de PKK çıktı.

(Ak partinin 2003 te iktidara gelmesiyle) Tam TRT Kürtçe yayınlara başladığı, DEP’li milletvekillerinin haksız tutukluluğu sona erdiği sırada “ateşkesi” bitireceklerini açıkladı PKK…” Bunun, “Türkiye’nin AB üyeliğini sekteye uğratabileceğini” de söyleyerek üstelik.

“PKK’nin ( 2004’te ki kongre kararıyla) ateşkesi sona erdiren bildirisinden parçalar:”

Bu bildiriye göre;“çatışmaları orduyu güçsüzleştirmek isteyen AKP (bizi) kışkırtıyormuş.”

“tarikatçılığa dayalı AKP devleti ele geçirmek istiyormuş.”

“Ordunun zayıflamasından ve AKP’nin devleti ele geçirmesinden” rahatsızmış PKK yönetimi.

(PKK’nin bu ibretlik söylemleri) İnsanın aklına iki kaçınılmaz soru geliyor tabii.

Orduyla dağlarda çarpışan PKK “ordunun zayıflamasından” niye rahatsız?

İkincisi, AKP’nin “ele geçirmeye çalıştığı” devlet kimin elinde ve PKK niye devletin aynı gücün elinde kalmasını istiyor?

On beş yıl süren savaş boyunca AKP ortada yoktu ve devletin sahibi de aynıydı (yani Kemalistlerdi); PKK bu durumdan çok memnundu da niye savaşa girdi?

PKK’nın açıklamalarından anlaşılan şu, halkın oyuyla seçilen bir siyasi partinin iktidarın gerçek sahibi olmasından hoşlanmıyor, devlet yönetiminin “eski” (Kemalist) sahiplerinin otoritelerini sürdürmelerini arzuluyor.

PKK’nın açıklamalarındaki bu Kemalist söylem nereden çıktı?

Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin karşısında yeni bir ittifak mı kuruluyor?

Yoksa bu “peçesini atan” eski bir ittifak mı?”

file:///D:/BELGELER/Ahmet%20Altan%20Ne%20oluyor%20beyler%20gazetem_net.htm

AK Parti iktidarının ilk yılında, Ergenekoncular tarafından AK Parti iktidarına karşı devreye sokulan PKK’nın tavrı böyleyken, acaba sonraki dönemlerde PKK ve onun uzantısı siyasi şahsiyet ve partiler nasıl davrandılar?

Erdoğan bir yıllık başbakan iken, 2005 yılında PKK örgütünün siyasi uzantısı olan partinin yerel yönetimlerde iktidarda olması gerçeğini de göz önünde bulundurarak Kürt meselesi ile ilgili gelecekteki çözüm planını açıklamak için Diyarbakır’a gitmeyi kararlaştırıyor. Erdoğan Diyarbakır’a gitmeden önce, “Erdoğan’ın Diyarbakır’da Kürt meselesi ile ilgili hayati derecede çok önemli açıklamalar yapacağı” söyleminin basına sızmasına rağmen, başta PKK’li Belediye ve onun uzantısı şahsiyet ve kurumlar Erdoğan’a karşı protesto amaçlı boykot başlatıyor, baskı ile Erdoğan’ın geçeceği yollardaki dükkânlar kapatılıyor ve yollara çöpler döküyorlar. Tüm bunlara rağmen Erdoğan Diyarbakır’a gidiyor ve Diyarbakır meydanında şu tarihi konuşmayı yapıyor:

Kürt Sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. ''Kürt Sorunu ne olacak?'' diyenlere diyorum ki; bu ülkenin Başbakanı olarak o sorun herkesten önce benim sorunumdur. (Baldıran zehri içme pahasına da olsa bu sorunu çözeceğimi taahhüt ediyorum.)

Bu söylem ve açıklamadan sonra, Kürtlerin varlık sebebi olan ve onu egemen ulus milletin içerisinde eriyip asimile olmasının yegâne zırh görevini gören, geleneksel Kürt toplumsal yapılanmasını yok etmekle efendileri tarafından görevlendirilen Kemalistlerin taşeronluğunu kendine görev bilen PKK ve onun siyasi uzantıları; “yıllardır Kemalistlere vekaleten Kürtlüğü kullanarak Kürt milletini İslam dininden soğutmak için verdiğimiz bunca uğraşlara rağmen nasıl oluyor da dindar ve İslamcı bilinen bir iktidar Kürt meselesini çözecek” diye paniğe kapılırcasına her şeyi göze alarak harekete geçiyor. Bunun ilk adımını da PKK sivil uzantısı Demokratik Toplum Partisi eş genelbaşkanı Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk şu ana kadar kullandıkları tüm maskeleri atarak devreye giriyor. Erdoğan’ın 2005 yılındaki Kürt meselesini çözecek taahhütlü Diyarbakır’ın ünlü açılımından sonra Kemalistlere şöyle sesleniyor;

“Kemalistler, sol, muhalif ve aydın çevreler, Cumhuriyet’in savunucuları olduklarını iddia edenler, gerçekten samimilerse Kürtlerle hesaplaşmaktan vazgeçip, kendileriyle hesaplaşacağı aşikâr gerici (dindar – İslamcı) güçlere karşı Kürtlerin desteğini aramalıdır. (Evet, Kemalist güçler) Kürtlerle uzlaşmanın kaçınılmazlığına inanıyorsa, ılımlı İslam denilen ve (Kürtlerde dâhil Anadolu halkını dindarlaştıran AKP’nın) bu projesine karşı modern aklın ve demokratik kültürün birbirini kabul eden zemininde buluşabilmelidir.”

https://sendika.org/2008/02/geri-donus-aysel-tugluk-radikal2-18117/

Bilindiği gibi çözüm süreci devam ederken PKK, KCK eş başkanı Besê Hozat vasıtasıyla “DEVRİMCİ HALK SAVAŞI”başlatacağını ilan etmişti. Bunun için HDP elindeki belediyelerin teknik yardımıyla Güney Doğunun çok sayıdaki şehirlerinde hendekler kazılmıştı. Bunun PKK Kürt halkını ayaklanmaya ve direnişe çağırdı. Bunun üzerine Türk devleti de geniş kapsamlı bir operasyonun hazırlığına girişti. Bu olay ayni zamanda Kürtler için büyük bir felaketin habercisiydi.

Kürdistan başkanı Mesut Barzani farkına varır varmaz hemen devreye girdi. Türk devletinden operasyonlarını bir müddet ertelenmesini istedi. “Türkiye’ye gelip HDP yöneticileri ile temasa geçip bu sorunu çatışma olmadan diyalog yolu ile çözmeye çalışacağını” söyledi. Türkiye Barzani’nin bu isteğini kabul etti. Operasyonlarını erteledi.

Barzani hiç vakit geçirmeden 10 Aralık 2015 tarihinde Türkiye’ye gelip ayağının tuzu ile HDP ile bir araya gelme isteğini HDP’ye iletti.

Selahattin Demirtaş bu konuda Barzani ile bir araya gelmek istemediği için olsa gerek, Leyla Zana, Mir Dengir Fırat, Osman Baydemir, Ahmet Türk gibi isimlerden oluşan HDP heyetine HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ başkanlık etti. Heyet Barzani ile bir araya geldiğinde Barzani;

“HDP heyetine, Bölgede yaşanacak bir savaşın en çok Kürtlere zarar vereceğini; Hendek kazmanın, çoluk çocuğun içine bomba yerleştirmenin mantığını anlamadığını, kendilerinin yıllarca Irak ile savaştıklarını ama asla bu savaşı sivillerin içine taşımadıklarını ve kaldı ki 2 asker veya polis öldürerek de Türkiye Devletine zarar veremeyeceklerini söyledi.

Barzani, “yarın Kürt çocuklarının cesetlerini sokaklarda görmek istemiyoruz; (ki hendek operasyonunda 7 bin Kürt genci boşu boşuna öldürüldü) hemen Hendekleri kapatıp sivillerin içinden çıkın” dedi. Başkan özellikle sağında oturan Leyla Zana’ya bakarak konuşuyordu.

Barzani’nin Konuşması biter bitmez solunda oturan Yüksekdağ söze başladı ve; “Önerileriniz için teşekkür ederiz. Yalnız bunlar bizim iç işlerimizdir ve başka birilerinin müdahale etmesi doğru değildir. (Kürt) Halkının Devletle de bir sorunu yoktur, sorun AKP ve saraydır ve bunun tek çözümü de AKP’nin istifa etmesidir. AKP istifa edene kadar sokaklarda direnmeye devam edeceğiz. Bu sorun Türk halkının iç meselesidir dışarıdan müdahale etmenizi kabul etmeyiz” dedi ve sözü bitirdi.

Başkan Barzani, ayağa kalktı ve Zana’nın elini sıkarken “Tarihinden ders çıkarmayan tek halk Kürtlerdir” dedi ve çıktı’’

Aklı başında Kürtlerin söylemeleri gereken sözün şu olması gerekmez mi?

Ülkücü Adana’lı bir aileden olma ve değil Kürtlerdeki, Türklerdeki karşılığı olarak kurduğu sosyalist partisi 2 bin küsur oy almış Figen Yüksekdağ gibi birisini, Kürtlerin sorunları için Mele Mustafa Barzani’nin oğlu ve Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani’nin karşısına Kürtlerin temsilcisi olarak çıkartanlar ve adeta Barzani’yi azarlarcasına ona; “bu bizim iç işlerimiz ve Türk halkının iç meselesidir, sizin içişlerimize karışmanıza izin vermeyiz’ dedirtenler utansın.

“Kürtler tarafından bu cümle eğer gerçekten idrak edilebilse; PKK/HDP’nin değil seçimlere girmesi ve/veya Kürtlerden destek görmesi, Kürtlerin bulunduğu sokaklardan geçememesi lazım” gelmez mi?

https://www.dirilispostasi.com/makale/6224539/fatih-sevgili/cizre-ve-suru-barzani-mi-yikti

“Allah mazlum Kürt milletine feraset versin; en kısa zamanda Kürtleri bu aptallaştırılmaktan kurtarsın, kimsenin ideolojisine köle ve eline oyuncak etmesin. Kürtlerin canı, malı ve namusu üzerinden ideolojik kavgasını verenlere Allah fırsat vermesin.Amin.

Devam edeceğiz İnşallah

Yorum ve irtibat için

[email protected]

 

Bu makale toplam: 7030 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:15:51:23
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Yahya Munis

Yazarın Önceki Yazıları

'ABD Afganistan’dan çekiliyor, Kürdistan merkezli büyük oyun başlıyor' FETO ile mücadele ve Mescid-i Dırar olayı! Üst Aklın Kürt Planlaması ve Kürtler'in çaresizliği –3 Filistin Kürtlerin nesi oluyor? Öcalan: “Bu çatışma bitmez, bu çatışmayı bitireni bitirirler” –2– Erdoğan ile HDP arasındaki savaşı nasıl okumalıyız?-1- Karanlık eller tarafından şehid edilen Mele İzzeddin Yıldırım’ın şehadet yıl dönümü münasebetiyle Demirtaş–Öcalan arasındaki vekâlet savaşı ve Kürt siyasetinin sefaleti… Batan güneşe tapan Kürt siyasetinin iflası ve yeni güneşin doğması PKK sistemi ve üstlendiği rol – 3 Öcalan’ın liderliğe hazırlanması ve kahramanlaştırılması-2 Bir 'Halk Çocuğu' olarak Abdullah Öcalan ve onun liderliği –1 Evet “ABD’nin Irak’a saldırısı ve saldırıdan sonraki muhtemel gelişmeler(*)” dedik…! İnsan ve Kıyamet! Neden Kürt değerlerine saldırıyorlar? –3– Bersisa yolundaki Şivan’a cevap…!-2 Şivan üzerinden yeni proje mi? Kürtlere karşı Tarih tekerrür mü ediyor? Kürt devleti kurulum sürecine girerken, Kürtler ne yapmalı? –10– Roboski ile Taksim arasındaki hat Gezi-Taksim olaylarına farklı bir bakış Kürt sorunu çözüm projesi için ilk adım; 'Kürt toplum sorunları araştırma merkezi…!' –9 Dünya Kürtlere borçlarını ödemek istiyor, fakat…? - 8 ABD'nin Kürt-sel dönüşüm projesi Yeni bir Kürdistan bölgesi için ilk adım! Kürdistan'da yumuşak gücün oluşması – 7 Tarikat ve Medreselerin Kürt Toplumundaki Konumu - 6 PKK ile Nereye Kadar–5 PKK’nin devreye sokulması - 4 Kürt halkının sosyolojik yapısı ve PKK’nin Kürt halkı arasında taban bulması -3 Kürtler ile Türklerin tarihten gelen ilişkileri ve Kürt sorunun oluşması - (2) Kürt meselesinin çözümünde Tarikat, Medrese ve Ulamaların rolü! Faşist ruhlu Türklerle asla...!!! Erdoğan'ın hırsı Bahçeli'nin tuzağı Ziya Gökalp'ın büyük çilesi KÜRTLER ve Türklere kurmuş olduğu tuzak! -2 Türk milliyetçiliği, Türk'e kurulmuş bir tuzak mı? -1 Yenidünya düzeninde Kürtlerin rolü ve önemi ABD'nin Kürt politikası ve Kürtlerin geleceği ABD'nin PKK'nin Başına Ödül Koymasının Anlamı ? Ahmet Ağırakça hocanın tahrifat olayı! İsmen ve Cismen Kürtleri bitirmeye çalışmak! Erdoğan'ı tekrardan seçtiren faktörler SURUÇ olayı yeni bir ROBOSKİ'dir! Hizbullah'a açık mesajımdır - 2 PKK ve Kemalistlerin Kıskacında ki Kürt siyaseti Hizbullah, HUDA-PAR ve HDP Ak Parti'nin Kürdistan vedası! HDP'ye Kemalistler tarafından kayyum atanırken! Kürdistan referandumuna karşı çıkarak, Aslında neye onay verdiğinizin farkındamısınız? (Allah katında) Sn. Erdoğan için geri sayım başlarken! (2) Ak Parti’nin kaderi ve Kürtlerin geleceği! (1) Kürtleri kurban olmaya zorlamak!
x