Mustafa Balbal: Yahudi-Arap Çatışması ve Kürd’ler

Yahudi-Arap Çatışması ve Kürd’ler

Bugünlerde yine Mescid-i Aksa’da tekrarlanan çatışma görüntüleri herkes tarafından merakla izlenmektedir. Aslında, olup-bitenlere bakıldığında, spesifik bir konu olan Yahudi-Arap, yâda Müslüman-Yahudi hesaplaşmasının daha da sürecek raundlarından biri gibi gözükmektedir. Tüm dünya Müslümanlarının el ve söz birliğiyle Anti-semitist bir tutum içerisinde olmaları, bu tür çatışmaların uzun yıllar devam edeceğinin işaret fişeği gibi görülüyor. Karanlık Ortadoğuda süregelen din çatışmalarının temeline inilmeden, özellikle Yahudi-Müslüman çatışmasını anlamak mümkün değildir.

Mustafa Balbal

13.05.2021, Per | 22:48

Yahudi-Arap Çatışması ve Kürd’ler
Makaleyi Paylaş

Bugünlerde tekrarlanan İsrail-Filistin çatışmasının odağı olan Mescid-i Aksa (Süleyman Peygamber Tapınağı) camisi, M.Ö 950’lerde Kral Süleyman (Peygamber) tarafından babası Kral Davut(Peygamber)’un onuruna inşa ettiği bir Yahudi tapınağıydı. Bu tapınağın ilk tapıcı kavmi Yahudi’ler olup bu durum asırlarca devam etmiştir. Kral Davut, diğer ismi “İsrail” olan Yakup peygamberin dokuzuncu göbekten torunudur. Tabii olarak Kral Davut, Yakup Peygamberin oğullarından biri olan Yahuda(Yahudi)’nın soyundan geldiklerinden dolayı kendilerini Yahudi olarak isimlendirmişlerdir.

Tapınağın inşasından takriben üç yüz yıl sonra, acımasızlığıyla nam salan Babil Kralı II. Nabukadnezar’ın kanlı saldırıları sonucu tesadüfen yıkılmayan bir duvar hariç (bugünkü ağlama duvarı) tapınağın tamamı yok edilir. Daha sonra bu tapınak, İran Kralı Zerduşt inancına sahip II. Kiros (Kuroş) tarafından tekrar inşa edilse de, sonraki tarihlerde birkaç defa daha tahribata uğrar.

M.S. 638’de Halife Ömer’in ordusu tarafından Kudüs ele geçirildikten sonra, Kral Süleyman tapınağının kalıntıları üzerine bu mescit yeniden inşa edilir. Emevi-Abbasi çekişmesi sürecinde politik amaçlar temelinde Emevi’ler tarafından bu mescide “Mescid-i Aksa” isim verilir. Anlaşılacağı üzere, bu tapınak islamiyetten 1600 yıl önce Yahudi’ler tarafından inşa edildiği ve tapıldığı anlaşılmaktadır.

Süleyman Peygamberden, Muhammed peygamber dönenme kadar bu mescid, Yahudi’ler başta olmak üzere, tüm inananların kıblesi olarak kabul edilmekteydi. Muhammed peygamberden itibaren ise, müslümanların kıblesi bugünkü “Kâbe” olarak kabul edilmeğe başlandı. Tarihi kaynaklar ile kutsal kitaplardan Tevrat ve Kuran’a bakıldığında, İsrailoğulları (Yahudi’ler), şimdiki Ürdün, Suriye ve ihtilaflı bölge olan Filistin’i de içine alan ve o dönem “Kenan” olarak anılan coğrafyada yaşamış köklü bir kavim olduğu görülmektedir.

İbrahim Peygamber’in “İsrail” (Yakup) isimli torununa tapanlara “Beniisrail” (İsrailoğulları)” dendi. Yahudi’ler (İsrailoğulları), bu şekilde köklü tarihleriyle kutsal kitapların birçok sayfasını meşgul ederler. Daha çok karşılaştıkları katliam ve dramla söz edilirler.

Milattan yaklaşık 650 yıl önce Babil kralı tarafından yerlerinden sürülen Yahudi’ler bir kısmı Med imparatorluğuna sığınırken, bir kısmı ise Mısır kralı acımasız Firavun tarafından asırlarca köleleştirilip katledilir. Kutsal kitap Kuran’a göre; Yahudi’ler Firavun’un zulmünden kaçarken kızıl deniz yarılır ve Musa peygamber tarafından kurtarılırlar. Onları öldürmeye çalışan Firavun ise, ordusuyla beraber kızıl denizde boğularak yok olur,(1,2,3,4,5).

Yahudi’ler daha sonraki tarihlerde Romalı’ların kanlı saldırılarına maruz kalır. Egemen din ve kavimlerin kanlı baskınları sonucu, Allah tarafından kendilerine kıyamete kadar vaat edilen kutsal anavatanları olan Filistin topraklarından tamamen göç etmek zorunda bırakılırlar,(6-7).  XVIII.yy’ın sonlarına doğru gelindiğinde ise, Yahudi’ler, yaşadıkları üç bin yıllık katliamın, sürgünün ve sefaletin daha da korkunç olanını yaşadığı görülmektedir.

1881 yılında Rus çarı II. Aleksandr’ın öldürülmesi, Yahudi’lerin Rusya ve Polonya’da korkunç bir şekilde soykırıma uğramasına sebep oldu. Bu nedenle Yahudi’ler başta batı Avrupa ve Amerika olmak üzere dünyanın değişik bölgelerine dağılmak durumunda kaldı. Yaşadıkları bu dramatik olaylar nedeniyle 1897 yılında Yahudi Theodor Herzl tarafından “Siyon” (Filistin) adında ulusal bir akım yaratıldı.

O yıllarda Osmanlı’nın hâkimiyeti altında bulunan tarihi anavatanları Filistin’e yerleşmeye çalışan Yahudi’ler, Osmanlı’nın sert tepkisiyle karşılaşır. Osmanlı meclisindeki Arap mebuslar Yahudi’lerin Filistin’de toprak sahibi olmalarını engellemek için yaptıkları siyasi faaliyetlere Osmanlı hükümeti tam destek verir. Daha sonra, İngiliz hâkimiyetine giren Filistin topraklarına akın eden Yahudi’ler, zaman zaman İngiliz’lerin de siyasi komplolarına kurban giderler.Yahudi’ler, kutsal toprak saydıkları Filistin’e dönmeğe çalıştıkları sırada Irak, Mısır, Ürdün ve Suriye gibi birçok Arap devletlerin ağır saldırı ve katliamlarına maruz kalırlar.Yaklaşık yirmi yıl sonra Nazi iktidarı döneminde uğradıkları kitlesel soykırımın (6 milyon Yahudi katledildi) kanlı Kristal geceleri ise, Yahudi dramının son bulmadığını gösteriyordu.Tarihsel kıyamı kısaca özetlediğimizde, XIX.yy’dan itibaren ise; başta Arap’lar, Rus’lar, batı Avrupa’lılar ile Osmanlı’nın uyguladığı baskılar bu dram zincirinin son halkasını fazlasıyla oluşturuyordu.

Yahudi’ler, zeki olup birçok alanda olduğu gibi, ticaret alanında da oldukça başarı göstermiş bir halktır. Bu başarıları sayesinde, bulundukları ülkelerin siyasi ve iktisadi alanlarında kilit rol oynuyorlardı. Birçok halk, Yahudi’lerin bu başarısını kendileri için bir tehdit olarak gördüklerinden, Yahudi’lerin can ve malına kast etmeye yöneldikleri bilinmektedir. Söz konusu bu halklar ve özellikle de Arap’lar, haksız bir şekilde hala Yahudi ulusuna derinden kin ve nefret duyarak insan haklarını ciddi derecede ihlal etmeye devam etmektedir. Arap devletlerinin bu konudaki sicilleri oldukça kabarıktır. Bu bağlamda, Ortadoğu’yu cehenneme çeviren, ırkçı-Arap’çı antisemitist cihatçı yapılardan olan Filistin’li Hamas ve Hizbullah örgütleri, Yahudi halkını tamamen yeryüzünden silmek istemektedir. Bu nedenle ABD ile AB ülkeleri başta olmak üzere birçok dünya devletleri bu örgütleri terörist olarak nitelendirmektedir.

Yahudi’lere karşı durmadan diş bileyleyen Arap devletleri, Yahudi halkına karşı geliştirdiği gerici Arap ırkçılığını din kisvesine büründürüp Filistin meselesi üzerinden körükleyerek, islam dünyası ile sözde Sosyalist cenahı Yahudi halkına karşı kışkırtıp Yahudi’leri soykırıma uğratmaya çalışmaktadırlar. Butür antisemitist saldırılarını “kutsal dava” ismi altında sürdürmektedirler.

1967 tarihinden önce ve sonrasında Filistin’liler kendilerine ait yüz binlerce hektarlık toprağı Yahudi’lere yüklü paralar karşılığında sattıkları bilinmektedir. Buna rağmen, Yahudi’ler tarafından toprakları zorla işgal edildiği yalanını sahte gözyaşları içerisinde dünyaya anlatmaya çalışmaktadırlar. Filistin’lilerin çevirdiği bu tiyatroya genelde antisemitist denklemde yer alan kuyrukçu sözde sosyalistler ile, bazı sözde ümmetçi İslamcılar inanmakta ve alkışlamaktadır.

1980’lerin sonlarında Saddam Hüseyin, Enfal ve Halepçe’de olmak üzere, 350 bin Kürd’ü katletmişti. Diğer yandan, Hafız Esat, Kürd’lere hiçbir insani hak tanımadan onları kimliksizleştirip kitlesel şekilde idam ederken, sözüm ona sosyalistler ile sözde ümmetçi islamcıların neredeyse tamamı Arap ırkçılığına karşı yine sessiz kalmaktaydı.

Van, Diyarbakır ve benzer illerde “kutsal dava” dedikleri cihatçı Filistin meselesi için, sözde ümmetçi Kürd’ler, konvoylar oluşturup Yahudi’lere karşı intikam yeminleri ederken, HDP Filistin’li cihadçı Hamas örgütünü destekler nitelikteki ortak bildiriye imza atarak İsrail’i kınamaktadır. Enfal ve Halepçe’de öldürülen 350 bin Kürd için; “bu Irak’ın içişleridir, saygı duyarız” diyen Filistin eski devlet başkanı Yaser Arafat’ın tavrı ile, yine Filistin’in mevcut devlet başkanı Mahmut Abbas’ın: “Kürd’lerin varlığı bölge için vahim olur” şeklindeki açıklaması, HDP’yi ve sözde ümmetçi Kürd’leri asla incitmediği görülmektedir. Daha da önemlisi, yüz binlerce Kürd’ün katledildiği Enfal’de, onbinlerce paramiliter faşist Filistin’li militan, Baas rejimi saflarında yer alarak, Kürd’lere karşı katliama girişmişti. Bu Filistin’li kiralık militanlar tarafından kurulan “kadınların şerefine” odalarına kapatılan esir Kürd kadınlarının kirletilmiş namusu, başka halkların namus bekçiliğini yapan HDP’yi hiç ilgilendirmediği gibi, kendi halkının paymal edilen namusunu kendine sorun yapmayan ümmetçi Kürd’ler de, tam tersine cihatçı Filistin sorununu kendilerine namus meselesi yapmaktadır. Kürd’lerin karşılaştığı tüm katliamları görmezden gelen Filistin’liler hiçbir zaman Kürd’ler için Filistin sokaklarında konvoylar oluşturmadı. Üstelik yüz binlerce Kürd’ü katleden diktatör Saddam Hüseyin’in heykelini Filistin meydanlarına dikerek, Saddam’a bağlılıklarını haykırdılar. Filistin’lilerin yaptıkları bunca rezillikler varken, muzdarip oldukları hiçbir sorun Kürd kamuoyunda asla karşılık bulmamalıdır.

12 Eylül öncesi karmaşık siyasal süreçte, sol ulusal-milliyetçi kesimler ile, milliyetçi-İslamci akımlar, Kürd’leri İsrail’e karşı kışkırtma gayretine girdiler. Her ne kadar geçmişte bu antisemitist akımların söylemlerine kulak asıldıysa da, 1980’den sonra, Kürt’lerin ezici çoğunluğu bu oyunu boşa çıkartacak biçimde Yahudi’lerle hiçbir sorunlarının olmadığını yüksek perdeden dile getirdiler. Çünkü, Yahudi’ler tarafından bugüne değin hiçbir Kürd’e zerre kadar bir zarar gelmemiştir.

Bu bağlamda; antisemitist kesimin İsrail-Kürd ilişkilerinde sorun yaşanmamasından son derece rahatsız oldukları bilinmektedir. Dolayısıyla günümüzde yaşanan İsrail-Arap savaşının nedenleri gerek bu gün, gerekse tarihin derin diplerinde arandığında, Kürd’lerin Yahudi halkına karşı tepki duyabileceği herhangi bir neden yoktur.

Özetle; bugün tekrar baş gösteren Mescid-i Aksa olayının dayandığı nedenlerin mahzenine inildiğinde, haklılık yada haksızlık sorusunun cevabı tarihin birçok sayfalarında net bir şekilde görülecektir…

Kaynakça:
1-Araf suresi-136
2-Bakara suresi-50
3-Enfal suresi-54
4-İsra suresi-103
5-Şuara suresi-61
6- Maide suresi-21
7-Kutsal Yeşu Kitabı s.44 ve Kenan ülkesi bölümü
             13/05/2021  
                                 

 

Bu makale toplam: 14846 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:03:33:15
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x