Mustafa Balbal: Türkiye’de Kemalist Irkçılığın Sosyolojisi ve PKK Faktörü

Türkiye’de Kemalist Irkçılığın Sosyolojisi ve PKK Faktörü

PKK, Türkiyelileşmek, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve Ortadoğu halklarının özgürleştirilmesi gibi güdümlü ve afaki amaçlarla, Kürd’lük maskesi altında anlamsız silahlı şiddet eylemlerini ölüm-kalım derecesinde gerçekleştirirken, adına mücadele sürdürdüğü Ortadoğu halklarından hiç kimsenin çocuğu bu eylemlerde yer almamaktadır. PKK tarafından bu tür eylemlere sokulan sayısızca Kürd çocukları ise beyhude bir şekilde ölürken, metropollerdeki Kürd’ler ise adeta hedef haline getirilmektedir. Bu durum, doğrudan doğruya Kürd halkının kıyımı anlamına gelmektedir.

Mustafa Balbal

31.07.2021, Cts | 21:57

Türkiye’de Kemalist Irkçılığın Sosyolojisi ve PKK Faktörü
Makaleyi Paylaş

Son günlerde batı metropollerde Kürd öznesine yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırılara bir ilkmiş gibi bakılmaması gerekir. Çünkü, bu tür saldırıların sosyolojisi irdelendiğinde, rasist (ırkçı) bir iktidar olan İttihat Terakki’den günümüze değin yapılan örtük ve resmi manipülasyonların etkisi bariz bir şekilde hissedilmektedir. Kürd etnisitesine ve öznesine yönelik ırkçı saldırıların miladı sayılan İttihat Terakki iktidarı dönemi, bu açıda ilk örnek sayılabilir. Yıkılan rasist İttihat Terakki iktidarının temeli üzerine kurulan Kemalist sistem, İttihat Terakkinin düşünüşünü ve kültürünü ödünçleyerek, varlığını sürdürmüştür. Tüm dünyayı kasıp-kavuran ırkçılığın küresel ölçüde yıkım yarattığı bir dönemde, Kemalist sistemin Tekçi-Türkçü’lüğü esas alan anlayışı bu dönemin eseri olarak ortaya çıkmıştır. O dönemde, neredeyse tüm dünya devletlerinin sistemleri rasist bir algının ürünü olarak şekillenmekteydi. Daha sonra, dünya değişip-dönüştükçe, batı dünyası sistemlerini ırkçılıktan arındırıp özgürlükçü ve demokratik bir yapıya dönüştürmeyi başardı. Kemalist sistem ise, tüm kapılarını değişen-dönüşen dünyaya tamamen kapatarak, rasist sistemini şuursuzca sürdürmeğe devam etti. Bu bakımdan, demokratik ve uygar bir dünyanın dışına itilerek, üçüncü dünya ülkesi ölçüsünde itibar görmeğe mahkûm oldu. Bu nedenle sosyal, siyasal ve ekonomi alanında gelişen ve kalkınan uygar dünyanın çok gerisinde emekler duruma düştü. Dolayısıyla varlığını reel temellere dayandıramadığından, eğreti metotları uygulamak yoluyla, hamaset, din ve Türkçü’lüğü körüklemek suretiyle varlığını bu şekilde sürdürmeğe çalışmaktadır. Bu bağlamda, ülkede var olan farklı etnik kimlikler ve inançlar sindirilmeye çalışılıp reddedilmiştir. Şöyle ki, anayasanın 66. Maddesine göre: “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” tanımı yapılmıştır. Yapılan bu tanımla, Kürd’ler başta olmak üzere, hiçbir etnik kimliğe yaşam hakkı tanınmamıştır. Türkiye sınırları dâhilinde bulun etnik unsurlardan Kürd’ler hariç, diğerlerinin neredeyse tamamı dışarıdan bu topraklara sığınmacı olarak geldiklerinden ötürü, anayasanın 66. maddesine tamamen riayet etmeği bir kurtuluş olarak görmüşlerdir. Çünkü sığınacakları başka bir limanları olmadığından, kendi öz etnik kimliklerinden tamamen taviz vermiş ve Türk görünmeye çalışmışlardır. Kürdler ise, binlerce yıldan bugüne değin, bu topraklarda var olduklarını ve bu nedenle etnik kimliklerini anayasal bir güvenceye kavuşturulmasını istemişlerdir. Bu talep, en insani ve en demokratik bir taleptir. Kemalizmin rasist tornasından birer Türk ırkçısı olarak şekillenen bu göçmen etnik gruplar, kendilerini sisteme kabul ettirmek maksadıyla Türklük kimliği adı altında, Kürd’lerin bu taleplerinden rahatsız olduklarını her platformda belirtmektedirler. Bu nedenle, Kürd’leri bu taleplerinden ötürü batı metropollerde çeşitli bahanelerle hedef göstererek, linç etmeğe kalkışmaktadırlar.

Türkiye’de sürdürülen ırkçılığın sosyolojisi bir kez daha irdelendiğinde, Kemalist sistem tarafında öteden beri zihinlere kazıtılan Türk ırkının üstün ve ulu bir ırk olduğunun övgü safsatası ortaya çıkmaktadır. Örneğin; “Ne mutlu Türküm diyene”, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun”, “Bir Türk dünyaya bedeldir” gibi ırkçılık ihtiva eden pek çok değimler ülkenin her karışına yazılarak, sistematik bir biçimde, ırkçı bir yurttaş örgüsü oluşturuldu. Her alanda, Türk ırkının biyolojik ve kültürel olarak diğer ırklardan üstün olduğu vurgusu sürekli öncelenmeğe çalışılmıştır. Örneğin; eski içişleri bakanı ve Kemalizm’in ateşli teorisyenlerinden ırkçı Mahmut Esat Bozkurt’un rasist sistemi açıkça özetleyen bir ifadesinde; “öz Türk olmayanların Türk vatanında sadece bir hakkı vardır, o da Türk’lere hizmetçi olmaktır ve köle olmaktır”, denmektedir. Bu şekilde Kemalist sistem tarafından yurttaşların algısı gelişen-dönüşen uygar dünyaya tamamen kapattırılarak, ırkçılık özentili bir toplum yaratılmış oldu. Böylece Trük’lüğün yüceltilmesiyle diğer etnik kimlikler aşağılanmış, sindirilmiş ve yok edilmeğe çalışılmıştır. Süregelen bu rasist kültür, kuşaktan-kuşağa ödünçlenerek sürmektedir. Bu şekilde, “A” kuşağından “Z” kuşağına kadar olan tüm sosyal katmanlar, Türk’lüğün yüce ve kutsal bir ırk olduğuna katı şekilde inandırılmıştır. Bunun tersini savunanların ise, vatan ve millet düşmanı olarak hedef gösterilmesi konusunda toplum koşullandırılmıştır. Yine aynı anlayışa göre, zamanla Türklüğün üstün bir ırk olduğu kadar, doğrudan-doğruya Tanrı tarafından kutsal bir yüceliğe eriştirilen bir ırk olduğu algısı da halka empoze edildi. “Yücelik” ve “kutsallık” kavramlarıyla özdeşleştirilmiş bir ayrıcalıklı Türk ırkı anlayışı toplumda egemen kılınmıştır. Sistemin rasist işleyişi böyle devam ettikçe, doğal olarak toplumun neredeyse tüm katmanları bu ırkçı anlayışın birer eseri olarak ortaya çıkmakta ve görüldüğü gibi, Konya’da 7 Kürd insanını hunharca katledip cesetlerini ateşe atabilecek kadar vahşi olabilmekteler.

Bugün uygar bir hukuk devletinde böylesi ırkçı saldırılara müsamaha edilmesi olanaksız iken, burada devletin muazzam organ ve aygıtlarına rağmen, sıradan şahıslar herhangi bir merkezden güç almadan, Kürd’lere ırkçı saldırılarda bulunması olası değildir. Konya’da Kürd bir aileden 7 kişi katledildikten hemen sonra, orada bulunan güvenlik güçlerinin yanı başında bulunan 60 kişilik bir grup bağırarak; “burada bir tek Kürd kalmayacaktır” şeklinde naralar atıp vandallık yapıyorsa, güvenlik güçleri de buna ses çıkarmıyorsa bu düşündürücü ve vahim bir durumdur! Tüm bunlara rağmen, içişleri bakanı; “hadise etnik bir meselesi değildir” şeklinde açıklama yapmaktadır. Eğer etnik bir hadise değilse, o halde, orada bulunan güruh “bir tek Kürd burada kalmayacak” deyip neden nara atıyor? Evet, alışıldığı şekilde, batı metropollerde Kürd’lere yapılan her ırkçı saldırının akabinde, resmi mercilerce; “vuku bulan olayın etnik bir hadise olmadığı, tam tersine olayın bir alacak-verecek davası olduğu” yönünde açıklamalar yapılmakta ve olayın üstü her seferinde örtülmektedir. Resmi açıklamanın tam tersini dile getirenler ise cezalandırılmaktadır. Böylece saldırganlar bir nevi muhafazaya alınıp saldırılar meşrulaştırılmaktadır. Durum öteden beri öylesine bir hal almış ki, batıya giden Kürd tarım işçilerinin doluştuğu traktörlerin birçok sürücüsü kendini aşağıya atıp traktörü uçuruma yönlendirmek suretiyle, Kürd işçileri defalarca toplu ölüme sürüklemişlerdir. Diğer yandan, Kürdçe konuşanlar sokak ortasında vurulmakta ve linç edilmektedir. Düğünler basılıp Kürdçe şarkı söyleyenler gözaltına alınıp cezalandırılmaktadır. Sokaklar neredeyse ırkçı çetelerle dolup-taşırken, maalesef Kürd’ler böylesi vahim bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadır.

Kürd öznense dönük saldırıların körüklenmesindeki diğer bir etken ise PKK olgusudur. PKK Türkiyelileşme, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve Ortadoğu halklarının özgürleştirilmesi gibi afaki ve güdümlü gayeler adına anlamsızca bir silahlı şiddet yöntemi uygulamaktadır. PKK, Kürd demokratik ulusal talepleriyle hiçbir ilgisi bulunmayan bu anlamsız silahlı mücadelesini sürdürürken, eylemsel ve siyasal çıkmaza saplandığı durumlarda konjonktürel davranarak, Kürd’lük kavramı arkasına gizlenip pragmatistçe Kürd’lük maskesini takmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde PKK tarafından yürütülen bu ucube yöntemin emsali bulunmamaktadır. Çünkü ezilen bir halk, birçok egemen halkı birtakım özgürlüklere kavuşturma yetisi olamayacağı gibi, bu durum mantıken de olanaklı değildir. Zira demokrasi bir kültür, evre, süreç işidir ve silahla tesis edilemez.

PKK, Türkiyelileşmek, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve Ortadoğu halklarının özgürleştirilmesi gibi güdümlü ve afaki amaçlarla, Kürd’lük maskesi altında anlamsız silahlı şiddet eylemlerini ölüm-kalım derecesinde gerçekleştirirken, adına mücadele sürdürdüğü Ortadoğu halklarından hiç kimsenin çocuğu bu eylemlerde yer almamaktadır. PKK tarafından bu tür eylemlere sokulan sayısızca Kürd çocukları ise beyhude bir şekilde ölürken, metropollerdeki Kürd’ler ise adeta hedef haline getirilmektedir. Bu durum, doğrudan doğruya Kürd halkının kıyımı anlamına gelmektedir.

Bu nedenle, şuursuz ırkçı cenah tarafından Kürd’lere yönelik bir yandan fiziki saldırılar gerçekleşmekte, diğer yandan da gerçekleşen olumsuz olayların birçoğunda haksız yere yine Kürd’ler sorumlu tutulmaktadır. Örneğin; çevre bilimcilerine göre, doğal afetlerin bir parçası olan mevsimsel ısı oranının yükselmesinden kaynaklanmış olan orman yangılarının bile faili maalesef sokakta ve sosyal medyada zımnen ve alenen Kürd’ler işaret edilmekte ve bu nedenle linç edilmekteler. Bu bakımdan, PKK başka halkların haklarını savunurken, Kürd’leri geçiş köprüsü olarak kullanma hıyanetinden ve hedef göstermekten utanmalı ve vazgeçmelidir.  

Tüm bu faktörler alt alta toplandığında, Kemalist sistemin rasist işleyişinin ürünü olan ırkçı cenahın kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı zihniyetinin Kürd’lere dönük bakış açısı ile, PKK tarafından sürdürülen ve Kürd’lerle ilgisi olmayan Kürd maskeli silahlı şiddet yöntemi tüm Kürd’leri ve özellikle de batı metropollerdeki Kürd’leri hedef haline getirmektedir. Metropollerdeki Kürd’lere yönelik gerçekleştirilen bu tür ırkçı saldırılarla doğrudan doğruya insanlığa, demokrasiye ve toplumsal barışa darbe indirilirken, Türkçülük etiketi altında boy gösteren ırkçılar tarafından, toplum müphem bir yöne doğru hızla sürüklenmektedir!

 

Mustafa BALBAL

31/07/2021 -  ANKARA

Bu makale toplam: 6645 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:15:08:32
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x