Mustafa Balbal: Mele Mıstefa Barzani’ye saldırmak ahlâki değil

Mele Mıstefa Barzani’ye saldırmak ahlâki değil

Kürd’lerin ulusal kahramanı olan Mele Mıstefa Barzani’ye saldırabilecek kadar kendi öz benliğini inkâr eden birtakım güdülenenler, onun Irak’ta bir asır boyu inanç ve kararlılıkla yürüttüğü Kürd ulusal mücadelesinin sonucunda, Kürd’lerin artık bir devlet’e sahip olduğunu görmek bile istemedikleri açıkça görülmektedir. Tüm bunlara karşın, onun şahsına saldırmaya devam edenler, onun katettiği yolun bir santimini dahi kat edememe utancını yaşamaları gerekirken, hala onun şahsına dil uzatma cüretinde bulunmayı ısrarla sürdürmekteler.

Mustafa Balbal

28.02.2021, Paz | 09:01

Mele Mıstefa Barzani’ye saldırmak ahlâki değil
Makaleyi Paylaş

Kürd’lerin ulusal taleplerini fındık, hamsi ve patates üreticisinin talepleriyle eşdeğer gören sözümona siyasi Kürd cenah (HDP) Kemalizm’i az mesafe aştığı an fındık, patates üreticisinin sopasıyla karşılaşır. Sopayı gördüğü zor anlarda, ara geçiş olarak kullandığı Kürd sorununa sarılıp Kürd’ler adına siyaset sürdürdüğünü iddia eder. İşte bu siyasi yapının herhangi bir uzantısıyla yapılan en küçük bir tartışmada bile, mutlaka efsanevi lider Mele Mıstefa’ya dil uzatıp saldırarak, fındıkçıdan gördüğü sopayı, gücü yettiği Kürd’e göstermeğe çalışır. Maalesef bu tür saldırıları adeta niteliksiz bir kültür haline dönüştürdüler. Görüldüğü üzere, bu tür saldırıların yükselen dozu, giderek onların içinde bulunduğu çıkmazın boyutunu özetlemektedir. Bu tür kişiliklerin Kürd değerlerine dönük saldırganlığı gözle görülünce, ister-istemez bir yığın tanımlama insanın hafızasını zorlamaya başlıyor. Özellikle, halkın değerlerine saldırıldığında, dilin ufak bir kıpırtısıyla sığ bir anlam kazanır o zehir yüklü “saldırı” sözcüğü. Saldırı sözcüğü; tahmin edilemeyecek kadar pespaye mana taşıdığı kadar, napalm bombasının yarattığı dehşet derecedeki zelzelenin ardından oluşan enkaz gibi; ölüm ve gözyaşı da taşır. Saldırı sözcüğü; yıkıcı bir eleştirinin bile çok ötesine geçen ve bir halkın varlığını ve en kutsallarını dipten sarsma ve yok etmenin çirkin yüzüdür aslında. Saldırıyı tetikleyen en belirgin neden, cehaletten biten ilkel güdünün çok dışında, kaba tabiriyle hazmedememek, idrak edememek ve bazen de birileri tarafından güdülenmektir. Karşıt varlık olarak gördüğü halkının kutsal değerlerini en zehirli silahla can damarından vurup yakıp-yıkmak ve küllerini düşmanın beslendiği rüzgâra doğru savurup şuursuzca seyretmektir saldırı. Nefretle karanlıklara doğru savurmağa çalıştığı o küller ki, asırlardır başı dik, dağlı direngen kendi kahraman atalarına ait olduğunu kör olmuşçasına görememektir. Kendi ulusal değerleriyle ters düşerek o değerleri acımasızca okyanusların dönen girdaplarında alabora ettirmeğe çalışmasıdır saldırı. Kendi değerlerini kendi elleriyle yok ettikten sonra, koca bir piton yılanı gibi hazırda bekleyen düşmanına yem olacak kadar kandırılmış olmaktır saldırı. Dahası, düşmanını kahkahaya boğmak ve sonra da o düşmanın zehirli dişleri arasında dramatik şekilde sonsuza dek canından ve yurdundan olmaktır “güdümlü” saldırı.

Günümüz egemen güçlerine esin kaynağı olan Moğolların akın ve saldırganlıklarıyla ilgili önemli bir anekdotu aktarmadan geçemeyeceğim. Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamazlar. Cengizhan Buhara halkına bir haber salarak; silahlarını bırakıp teslim olanlar güven içinde olacağını vaat eder. Müslüman Buhara halkı ikiye ayrılır, bir grup asla teslim olmayalım, savaşarak ölürsek şehit, kalırsak gazi olur ve şerefimizle yaşarız der. Diğer grup ise; Moğolların söylemlerine kanıp teslim olur. Cengizhan, silah bırakıp teslim olanlara çağrıda bulunarak; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galip geldiğimizde, şehrin yönetimini size bırakalım der. Böylece iki Müslüman grup birbirleriyle savaşmaya tutuşur. Moğolların yardımıyla teslim olanlar galip gelir. Savaştan hemen sonra Cengizhan, kendisine başta teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının derhal kesilmesini emreder. Sonra o meşhur sözünü söyleyerek; “eğer güvenilir insanlar olsalardı, bizim için kendi kardeşleriyle savaşmazlardı, kardeşlerine bunu yapanlar yarın bize de aynısını yapar” der! Tarihin tekerrüründen ders çıkaramayan ve sıkıştığında Kürd’ler adına hareket ettiğini iddia eden sözüm ona siyasi anlayış, adeta güdülenmiş şekilde bugün Mele Mıstefa’ya saldırdıkları gibi, yarın bir başka Kürd değerine de saldıracakları gözardı edilemez. Çünkü o tür kişiliklerin kendine has bir fikri asla yoktur ve öne sürdüğü fikir ise tamamen egemen güçlerin ona empoze ettiği karanlık fikirlerdir. İran’lı Azeri asıllı, yazar Necefkuli Pisyan’ın yıllar önce kaleme aldığı ve baştan sona kuşkusuz kişisel objektifliğini yansıttığı açıkça görülen “Kanlı Mahabad’tan Aras Kıyılarına” isimli kitabını okurken, bazı Kürd’lerin kendi geçmişleriyle yüzleşmesi gerektiğini yüksek sesle haykıran, önemli bir yapıt ve derin bir tarihi vesika olarak ortada durmaktadır. Ulusal çıkarlarını parti çıkarlarının gerisine çeken yozlaşmış siyasi çevreden müteşekkil Kürd’lerce dil uzatılan Mele Mıstefa Barzani’nin Kürt ulusal mücadelesine dönük kahim bir inançla, zorluklar içinde sürdürdüğü birebir savaş pratiğini ve yaşadığı dramı kısa kesitler halinde de olsa, dürüstçe okuyucuya aktarması, beni derinden etkilemişti. O kitabı okuduktan sonra, Mele Mıstefa Barzani’nin ulusal kahramanlığıyla ilgili o güne değin duyduklarımın çok daha fazlasını öğrenmiş oldum. Öteden beri, Mele Mıstefa Barzani’nin Kürd halkının ulusal kahramanı sıfatıyla bilinip anıldığını iyi bilenlerdenim. Milyonlarca Kürd’ün yaşadığı köy yerleşkelerinin muhabbeti istisnasız olarak efsanevi lider Mele Mıstefa Barzani’nin kahramanlığı üzerine sürüp giderdi. Destanlara, şiirlere ve klamlara konu olabilecek kadar cesur bir savaşçı, tarihin şanlı sayfalarına altın harflerle ismini yazdırabilecek kadar kahraman ve bir o kadar da bilge olduğu daima anlatılırdı. Onun isminin aralıksız anıldığı ortamlarda büyüdü son asrın  Kürd’leri. Evet, onun ismiyle büyüdü herkes; yani bizler, sizler ve hepimiz. Ama ne yazık ki, sözk onusu siyasi çevre, hiçbir zaman onu anlayabilme inanç ve idrakı gösteremediği gibi, onun yaptıklarının zerresini bile yapamadı. Onun geliştirdiği muazzam mücadelenin birer karşıtı olarak, düşmanın argümanlarıyla ona saldırma küstahlığına girişti. Onun şahsına dönük karalama ve saldırılar adeta bir ilke haline dönüştürülerek pervasızca boyutlandırıldı. Neredeyse bir nesli adeta bu yönlü etkilemek adına, saldırı kampanyaları düzenleyerek adeta sapkın bir kültür ve tarih yaratmaya çalışmaktadırlar. Kürd’lerin ulusal kahramanı olan Mele Mıstefa Barzani’ye saldırabilecek kadar kendi öz benliğini inkâr eden birtakım güdülenenler, onun Irak’ta bir asır boyu inanç ve kararlılıkla yürüttüğü Kürd ulusal mücadelesinin sonucunda, Kürd’lerin artık bir devlet’e sahip olduğunu görmek bile istemedikleri açıkça görülmektedir. Tüm bunlara karşın, onun şahsına saldırmaya devam edenler, onun katettiği yolun bir santimini dahi kat edememe utancını yaşamaları gerekirken, hala onun şahsına dil uzatma cüretinde bulunmayı ısrarla sürdürmekteler. Bugün Kürd’lerin geldiği başarı noktasına bakıldığında, Mele Mıstefa Barzani’nin kararlı mücadelesini  görmemek mümkün değil. Bu nedenle, ben Kürd’üm diyen herkes, ona saygı duyup minnettar oldukları açıkça bilinirken, ona dil uzatma cüretinde bulunanlar ise, Kürd halkının vicdanında çoktan mahkûm olduklarını bir kez daha kendilerine hatırlatmak gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizmenin doğru olduğunu belirtmek isterim…

28.02.2021-ANKARA

[email protected]

Bu makale toplam: 2695 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:21:13:25
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x