Mustafa Balbal: Ermeni’ler Kimdir, Neden Toprak Sattılar?

Ermeni’ler Kimdir, Neden Toprak Sattılar?

Bugüne değin Ermeni’lerin kökeni ve mobilizasyonuyla ilgili pek çok sav öne sürülmüştür. Ancak, yaygın ve tutarlı savlara göre, Ermeni’ler Trako-Frijyen halklarından biri olup M.Ö. takriben 400’lerde kendi topraklarından koparak, Urartu ülkesinin meskûnları olan Ararat Kürd aşiretlerinin topraklarına iltica etmişlerdir. Urartular’ın Ermeni olduklarını iddia eden temelsiz Ermeni kaynakları bu tarihi M.Ö. 950-800 olarak verse de, tutarlı ve yaygın kaynaklar bu tarihi M.Ö. 500-400 olarak belirtmektedir.

Mustafa Balbal

09.05.2021, Paz | 09:33

Ermeni’ler Kimdir, Neden Toprak Sattılar?
Makaleyi Paylaş

Bugüne değin Ermeni’lerin kökeni ve mobilizasyonuyla ilgili pek çok sav öne sürülmüştür. Ancak, yaygın ve tutarlı savlara göre, Ermeni’ler Trako-Frijyen halklarından biri olup M.Ö. takriben 400’lerde kendi topraklarından koparak, Urartu ülkesinin meskûnları olan Ararat Kürd aşiretlerinin topraklarına iltica etmişlerdir. Urartular’ın Ermeni olduklarını iddia eden temelsiz Ermeni kaynakları bu tarihi M.Ö. 950-800 olarak verse de, tutarlı ve yaygın kaynaklar bu tarihi M.Ö. 500-400 olarak belirtmektedir. Örneğin Fransız tarihçi; J.L.Mattei, Ermeni tarihçilerinin aksine, M.Ö. 800’lerde Ermeni’lerin bu topraklarda var olmadığını söylemektedir,(1). Ermeni’ler karşılaştıkları can kıyıcı saldırılar sonucu M.Ö. takriben 400’lerde Batı Avrupa’dan Karadeniz’e gemilerle açılarak, Ararat’lara hâkim olan Urartu Aşiretler Konfederasyonuna bağlı Kürt aşiretlerinin topraklarına iltica ettiği görülmektedir. Urartu Konfederal yapısına bağlı olan Kürd aşiretleri, ilticacı Ermeni’leri kabul ederek onları kendi kontrollerindeki topraklara yerleştirdi. Zamanla bu bölge, “Revan” “Rewan” (kaçanlar) ismiyle anılarak bu şekilde günümüze kadar ulaştı. Ermenistan’ın şimdiki başkenti halen Rewan (Eriwan) ismiyle anılmaktadır. Dolayısıyla, tarihten de anlaşıldığı kadarıyla, ilticacı olan Ermeni’lerin kökleri bu topraklara ait olmadığı görülmektedir. Mezopotamya kökenli Kürd’lerin topraklarına kitlesel şekilde iltica eden Ermeni’ler, zamanla Kürd’lerle kaynaşarak onların dinini benimsemiştir. Dolayısıyla Kürd’lerin taptığı “Hay” yada “Haya” (3-Ur dönemi tanrısı) tanrısına tapan Ermeniler kendilerini “Hayik” olarak ifade etmeye başlamışlardır. M.S. 450’lerde ise “Haya” inancını terk edip “Hıristiyan” dinini benimsediler. Ancak eski dinleri olan “Haya” inancını çağrıştıran “Hayastan” adıyla ülkelerini anmaya devam ettiler,(2).

Bu halk, ilk başlarda kendilerini Ermeni olarak tanımlayamadığı için, çok önceki etnik isimleri bilinmemektedir. Uzun süre bu ulusun kökeninin tam olarak ne olduğu hakkında belirsizlikler hâkim oldu,(3). M.Ö. III. binyılda Mezopotamya ve Anadolu’da yaşamış olan Akkad uygarlığının taş kitabe ve kil tabletlerinde Doğu Anadolu bölgesine “Armanu” ve “Armenia” denildiği görülmektedir. Yani Ermeniler bu topraklara gelmeden 2500 yıl önce bu bölge “Armenia” olarak anılmaktaydı. Dolayısıyla Ermeni ismi coğrafik bir bölgeyi tanımlamaktadır. Diğer yandan, Pers Kralı Darıus zamanında Armenia coğrafyasında oturanlara “Ermeni” denildiği öne sürülmektedir,(4).

Kürd ve Ermeni halkının Hint-Avrupa halklarından oluşları nedeniyle bazen akraba iki halk olduklarına dair savlar öne sürülse de, etnik, din ve kültürel farklılıklar açısından herhangi bir benzerlik arz etmediği yönünde pek çok görüş mevcuttur. Ermeni’ler özellikle kültürel açıdan oldukça farklı özelliklere sahiptir. Karakteristik yapıları itibariyle dokundukları her şeyin kendilerine ait olduğu yönünde aşırıcılıkları vardır. Örneğin, M.Ö. Urartular tarafından köle olarak Vangölü’nün oldukça güneyine götürülen Ermeniler, bu şekilde bölgeye yayılırken, Amed başta olmak üzere birçok kent ve eserin kendilerine ait olduğunu öne sürdüler,(5). Daha sonra M.Ö. 85-69 tarihleri arasında kısa bir süre varlığını sürdüren II. Tigran’ın kurduğu Ermeni Krallığı döneminde, Hurriler’in inşa ettiği Amed (Diyarbakır)’in ismini Tigranocertar (Tigranger) olarak değiştirmek istemeleri bu tür davranışlarına verilecek örneklerden biridir. O dönemin Ermeni tarihçileri tarafından Tigranocertar şehrinin Amed olduğu savı maksatlı bir şekilde işlense de, Amed’le ilgisi olmayan Tigranocertar şehrinin kalıntıları güneydoğunun başka bir yerinde bulundu,(6). Ermeniler genelde isim ve tarih üzerinde deformasyon yaratmakla ün salmışlardır. Kürd Mirlik’leri döneminde Kurdistan Hükümdar’larının bağ-bahçelerinde çalışıp rençperlik yaptıkları tarlaların isimlerini dahi değiştirmek istemişlerdir. Hatta oturdukları köyün isimlerini dahi değiştirdiklerinden ötürü köylerin gerçek isimleri unutulmuştur. Urartular’a ait ve tarihi değeri olan taş kitabelerin üzerinde ciddi tahrifatlar yapmak suretiyle, Ermeni etnisitesini ve inancını çağrıştıracak haç ve benzeri işaretler kazıyarak her şeyin kendilerine ait olduğunu iddia etmişlerdir. Ermeni’ler bu yöntemlerle coğrafik tahrifatlar yaratarak gerçek isimlerin unutulmasını sağlamışlardır. Aslında, kent, köy ve diğer coğrafik yerlerin isimlerinin birçoğu Sümerler’den, Akkadlar’dan, Asurlar’dan, Medler’den ve Urartular’dan kalma isimler olduğu bilinmelidir. Eski tapu ve adlı siciller gibi kayıtlar enazından Osmanlı döneminde yapılmış olan coğrafik tahrifatların boyutunu kısmen de olsa gözler önüne serebilir. Osmanlı’nın 1839 tarihinde yaşama geçirdiği Tanzimat yasalarıyla başlattığı merkeziyetçilik girişimleri sonucunda, Kürd Mirlikler’in kanlı bir şekilde ortadan kaldırıldığı dönemden sonrasına özellikle titizlikle bakmak lazım. Kürd Mirlikleri’nin hâkimiyetinden sonra, batı Hıristiyan dünyasının fikir babalığı öncülüğünde Ermeni’lerin yaptıkları korkunç coğrafik isim tahrifatı boyutu, Kemalist zihniyetin yaptığı tahrifatlar kadar vahimdir. Kürd Mirlik otoritesinin sonlandırıldığı 1850’lerden itibaren, Ermeni’ler tüm köylere kilise inşa ederek tüm köylerin ve bölgenin kendilerine ait olduğunu ispatlamaya çalıştılar. Tamamı müslüman olup sadece bir Ermeni hanesinin bulunduğu köylere bile kilise yaptırıldı. Ermeni’lerin sıkça gerçekleştirdikleri coğrafik tahribat ve devinimsel aksiyonları, aslında etnik olarak köklerinin bu topraklara ait olmadığını açıkça göstermektedir.

Ermeni’ler X.yy’ın sonlarına kadar Bizanslılar’ın koruyuculuğunda yukarı Kürdistan’ın muhtelif bölgelerinde küçük Prenslik’ler ölçeğinde varlıklarını bir müddet sürdürdüler. Ermeni’ler zaman zaman kendi sınırlarını aşıp Kürd’ler başta olmak üzere, başka unsurlara saldırma teşebbüslerinde bulunmaları nedeniyle gerek Kürd’lerden ve gerekse başka unsurlardan sert tepkiler almaktaydılar. Yaşadıkları bölgede kökleri olmadığından yerleşik unsurlarla sürekli doku uyuşmazlığı yaşamaktaydılar. Ermeni’ler, Bizanslılar’ın gücünden istifade ederek 1020 tarihinde Kürdistan bölgesinde yaşadıkları toprakları bu İmparatorluğa takas yoluyla bırakıp antik Klikya başta olmak üzere, arkalarında az sayıda Ermeni bırakarak Anadolu’nun muhtelif yerlerine kitlesel şekilde göç ettiler. Bu nedenle, “Keysfılle” (Ermeni fırsatçılığı) sözü o günden bugünümüze kadar söylenegelmiştir,(7).

Kürd hükümdarlıklarından önemli biri olan Şeddadi hükümdarlığı, Azerbeycan, Aran ve Kars’a kadar geniş bir alana hâkim olduğu bilinmektedir. Bu devletin merkezi Karabağ olup daha sonra başkentlerini Ani’ye taşıdığı bilinmektedir. Şeddadiler 951-1251 tarihleri arasında bu coğrafyada hakimiyetini sürdürmüştür. Dolayısıyla bu coğrafyada Ermeniler’in esamesi bile okunmazken Kürd’ler buralarda meskûn idiler. 1920’lere gelindiğinde, neredeyse Kızıl Kürdistan’la aynı tarihte bu topraklarda Ermenistan devleti de kuruldu. Kızıl Kürdistan’ın kurulması Azerbayacan’ı rahatsız ettiği kadar, Ermenistan’ı da rahatsız eder. Bu nedenle bu iki ülkenin gizli ittifak ve entrikaları sonucu Kızıl Kürdistan’ın varlığı kısa bir süre sonra ortadan kaldırıldı. Kürd’lerin varlığı her anlamda Ermenistan’ın uykularını kaçırmıştır. 1990’ların başlarına gelindiğinde, Ermenistan devleti Kürd toprakları olan Karabağ’ı işgal edip Kürd’leri anayurtlarından sürerek, soykırıma varacak boyutta kitlesel katliamlar uyguladı,(9). Ermeni devletinin bu soykırımcı tavrı, geçmişte Kızıl Kürdistan konusundaki sinsi tutumunu ifşa etmeğe yetmektedir. Bu şekilde ikibin yıllık Keysfılle’likleri bir kez daha nüksettiği görülmektedir.

Tarihe bakıldığında, Mervani ve Eyyübi (1175-1260)’lerin iktidarı süresince Ermeni’lerden herhangi bir kımıltı ibaresi gözükmemektedir. Çünkü daima güçten yana olmuşlardır. Daha sonra, bölgede barbar Moğollar’ın istilası başlayınca, Ermeni’ler güçlü Moğollar’ın yanında yer aldı. Bu şekilde keysfılle’liğini gösteren bir Ermeni Prensi tarafından, Eyyubi Devleti’nin hükümdarı olan Melik Kamil Eyyubi esir edilip etleri bedeninden soyularak iskeleti Şam sokaklarında dolaştırıldı. Ermeni’ler yeri geldiğinde Kürdistan Mirlerinden yana görünüp perde arkasında Osmanlı’yla işbirliğine giderken, diğer yandan batı Hıristiyan devletlerinden yana olup Osmanlı’ya karşı tutum sergilemiştir. Diğer yandan İttihat Terakki’yle ittifak yapıp Kürd’leri güçsüzleştirmek ve yalnızlaştırmak istemiştir. 1880’lerde başgösteren Şeyh Ubeydullah Nehri hareketi başta olmak üzere, 1914 Melle Selim isyanı ve benzeri birçok Kürd isyanına karşı çıkmalarının temel sebebi budur diyebiliriz. Hamidiye Alaylarına karşı çıkış sebepleri de bu temeldedir.      09/05/2021   

Kaynakça:

1-Belgelerle Büyük Ermenistan Peşinde Ermeni komiteleri, s:25. Jean-Louis Mattei.

2- Kürdistan’nın Kısa Tarihi. Ekrem Cemilpaşazade.

3-Belgelerle Büyük Ermenistan Peşinde Ermeni komiteleri, s:15, Jean-Louis Mattei.

4-Sosyal bilimler derg. C:7, sy:1, Ermeni’lerin Kökeni ve Geçmişten Günümüze Türk-Ermeni İlişkileri makale. Prof. Dr, Memiş Ekrem.

5-Urartu Medeniyeti ve Tarihi.  İhsan Çölemerikli.

6- Belgelerle Büyük Ermenistan Peşinde Ermeni komiteleri, s:27. Jean-Louis Mattei.

7-Kürd Ermeni İlişkileri, makale. Araştırmacı yazar-Şakir Epözdemir.

8-Kızıl Kürdistan’da Ermenistan’ın Vahşet Anatomisi. Nerina azad web sitesi, makale. MustafaBalbal.

9-Tarih konusunda mahir olan, Mehredad R.İzady, Ekrem Cemilpaşazade, Şefket Beysanoğlu, Mehmet Emin Zeki Bey, Prof. Dr. Celilê Celil, Ethem Xemgin, Garo Sasuni ve İrfan Işık’ın eserlerinden faydalanan araştırmacı-yazar Şakir Epözdemir’in kıymetli çalışmaları bana ışık oldu.

 

Bu makale toplam: 7132 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:18:15:21
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x