İsmail Beşikci: Cendere II

Cendere II

Doğan Karaağaç’ın Cendere romanının ikinci cildi yayımlandı.

İsmail Beşikci

25.07.2021, Paz | 10:56

Cendere II
Makaleyi Paylaş

Doğan Karaağaç Cendere II,  Haziran 2021, Alan Yayıncılık,  286 s.

Yazar Doğan Karaağaç, burada, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ni,  tutuklulara karşı yürütülen aşağılayıcı muameleyi, işkenceleri, insanlık dışı, çağdışı insan ilişkilerini gündeme getirmektedir.

Burada şu durumun, şu ilişkilerin vurgulanması önemlidir. Bütün bu baskıların, işkencelerin, tutuklulara çağdışı, insanlık dışı muamelelerde bulunmanın temel nedeni Kürd sorunudur. Temel neden, Kürtlüğü, Kürdçeyi yoketmedir. Devlet bunun için çok yoğun bir çaba içindedir. Bunun için her türlü önlem tasarlanmakta, planlanmakta, bu önlemler, planlar yaşama geçirilmektedir.  Kürdlerin onurunu zedelemek, yaralamak, her  türlü direncini kırmak, moralleri sıfıra indirmek, özgüvenini kaybeden insanlar, toplum oluşturmak, devlete itaati, sadakati  sağlamak, bütün bu yaptırımların ana nedenidir. Fakat, romanın başkahramanı Devran,’ biz sınıf mücadelesi yapıyoruz’ diyerek, Kürd dili ve Kürd kültürüne yapılan baskılarla hiç ilgilenmemektedir. Dil ve kültürle uğraşmayı ilkellik, gericilik saymaktadır. Bu yazıda Devran’ın bu tutumu irdelenmeye çalışılacaktır.

                                                           ***

Cendere II romanında s. 252-257 dikkate değer bir bölüm. Bu bölüm, Devran’ın düşüncelerini, duygularını açıkça ortaya koyuyor.

Devran, 1990’larda, Sovyetler Birliği’nde, Sosyalizmin, Sovyet sisteminin çökmesi sürecinde moralini kaybeder, duygularında, düşüncelerinde yıkıntılar oluşur. Siyasetten çekilmeye çalışır. Devran’ın siyasetten çekilmesine arkadaşları itiraz eder. Arkadaşları, Adille ve Eyüple Devran arasına  şu şekilde bir tartışma olur:

“Neden ama? Sovyetlerdeki deprem seni niye  etkiliyor ki? Burada bir ulusal sorun var ve bu sorunun çözülmesi için verilen bir kavga var. Farzet ki, Sovyet sistemi hiç olmamış olsun, bu ulusal sorunumuzu çözmek, özgür bir toplum yaratma amaç ve hedefi için çalışmayacak mıyız yani.” dedi, Adil.

“Ben bir Marksistim” dedi, Devran. “Benim için esas olan,  sömürüsüz bir toplum ve dünya yaratmak hedeftir. Herşeye sınıf  bakış  açısıyla bakıyorum.  Sınıf perspektifini baz ve esas alıyorum. Bir şeyi destekleme, katılma yürütme gibi bir tutuma  girmem için o şeyin sınıfsal eksende olması benim kriterimdir. Yıllar önce bütün herşey ile köprüleri atıp mücadeleye atıldığım zaman, beni bunu yapmaya yönelten  temel çıkış noktası sömürüsüz bir toplum yaratma hayaliydi, sömürü ihtiva eden bir Kürd toplumu değildi. Sınıflı bir Kürd toplumu yaratmanın bir kıymeti yoktur. Böyle bir amaç için,  ben, hiçbir çaba sahibi olamam, olamam. “

“Nasıl yani? Ne diyorsun sen,  bağımsız bir devlet hedefi neden çaba sarf etmeye değmez olsun” dedi, Eyüp.

Ben  milliyetçi değilim. Her türlü milliyetçiliğe karşıyım” dedi Devran. “Sınıf bilinci yeterince olmayan birinin beni anlaması zor olur, gerçekten. Ama anlatmaya çalışacağım. Milliyetçilik ileri bir toplum yaratmaz. Milli duygularla yola çıkarak en İyimser ihtimal, sınıfları içeren yoksullar ile varsılların varolduğu bir toplum yaratmak olabilir. Bu da benim için faza anlamı ve  değeri olmayan bir toplumsal haldir.  Böyle bir sonuç yaratmak için kavga yapmanın manası yok. Zira böyle bir durumu zaten yaşıyoruz.   Bir çalışma ve kavga sosyalizme yol açmayacaksa ben o çalışma ve kavganın içinde olamam, olmam.” (s. 252-253)

‘Marksizm’, ‘Sınıf mücadelesi’, ‘Sınıf bilinci’, ‘Sömürüsüz toplum’ gibi kavramlar kullansa da,  arkadaşlarına, ‘Sınıf bilinci yeterince olmayan birinin beni  tam anlaması zordur’ diye hava atsa da, Devran tam anlamıyla, devletin olmasını istediği, oldurmaya çalıştığı bir Kürddür.

“İstediğin gibi konuşabilirsin, hatta beni istediğin gibi eleştirebilirsin, sömürüsüz toplumdan, proletarya diktatörlüğünden vs. söz edebilirsin, yeter ki Türkçe konuş, Kürdlerden, Kürdlerin haklarından, özgürlüklerinden söz etme…” Devletin  olmasını istediği, oldurmaya çalıştığı Kürd, böyle bir Kürddür.

                                                          ***

1930’larda, devlet, Kürd çocuklarına, döverek, söverek, Kürdçe’ye,  ailelerine hakaret ederek, ailelerini aşağılayarak onlara Türkçe öğretmeye çalışırdı. Kürd çocuklarının kafalarına sopalar indirerek, kafalarını yazı tahtasına çarparak, ellerine sopalar vurarak, yazı tahtasının önünde, arkadaşlarının karşısında, tek ayak üzerinde durdurarak… Türkçe öğretmeye çalışırdı. Çarşıda, pazarda Kürdçe konuşanlara  para cezaları yazarak Kürdlere Kürdçe öğretmeye çalışırdı… Kürdçe’yi unutturmaya gayret ederdi.

Yazının başında, Diyarbakır 5 nolu cezaevinden, tutuklulara karşı yürütülen çağ dışı, insanlık dışı muamelelerden söz edilmişti. Bütün bunlar da böyle bir Kürdü yaratmak için yapılıyordu. Kürdlerin onurunu zedelemek, yaralamak, direncini kırmak, devlete itaati sağlamak için yapıyordu.

Devran ise, gönüllü olarak Türkçe konuşuyor. Kürdçe konuşmuyor. Kürdçe konuşmayı, Kürd ulusal değerlerine sahip olmayı, onları savunmayı gericilik sayıyor. Marksizm, sınıf bilinci, sınıf mücadelesi gibi kavramları yaşama geçirme sürecinde, kendi  kendine, kendi toplumuna yabancılaşmış bir kişi. Devran artık kendi değil. Kim?  Türkçe konuştuğu için, Kürdçe konuşmayıp Türkçe konuştuğu için, Kürdçe konuşmamasından hiç rahatsız olmadığı için, Türk olduğu, Türkleştiği kabul edilebilir. Böyle bir Türkleşme sürecinin, Marksizm, sınıf mücadelesi, sınıf bilinci. vs. kavramların eşliğinde gelişmesi şaşırtıcı bir durumdur. Halbuki, bir insanın, sağcı veya solcu olmasından önce kendi olması gerekir. Eğer  milli duygu yoksa,  milli duyguları yoketmeye çalışan devlet anlayışına karşı ciddi bir muhalefet yoksa, bu  Marksizm-Leninizm’den hiçbir şey çıkmaz. Hele hele, milli duygulara rağmen, milli duyguları hiçe sayarak yürütülen Marksim-Leninizmin, sınıf mücadelesinin hiçbir geleceği yoktur. Milli duygu yoksa, sömürge baskısı altında olan bir yönetim de sağlıklı bir toplum oluşturamaz. Bu yönetimlerin sağlıklı bir toplum oluşturmaları,  sömürge baskısıyla başetmeleri, ancak,  ancak, milli duyguları geliştirme sürecinde sağlanır.

Devlet, sınıf mücadelesinden, sınıf bilincinden, sömürüsüz toplumdan, proleterya diktatörlüğünden vs. söz etmeyi  artık bir tehdit olarak görmüyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nde  sosyalizmin geri çekilmesinden sonra  bu süreçleri, tehdit olarak algılamıyor. Kürd olmayı, Kürdçe konuşmayı, Kürd haklarından, özgürlüklerinden söz etmeyi ise çok büyük tehdit olarak  algılıyor. Böyle bir süreç içinde, Devran, devletin olmasını istediği bir kişi olmuş. Ama Devran bu sürecin bilincinde değil.

Dikkat edelim: Devran, ileri sürdüğü düşünceler çerçevesinde bir mücadele de yürütmüyor, mücadeleden kopma, kaçma sürecindedir.

Devran, ‘her türlü milliyetçiliğe karşıyım’ diyor. ‘Seni ezeceğim, yok edeceğim. Dilini, kültürünü yok edeceğim, seni tarihlerden, yeryüzünden sileceğim’ diyen ırkçılığa varan bir milliyetçilik var. Bu planlanan, tasarlanan bir durum değil, Bizzat yaşanıyor, uygulanıyor. Yüz yıla yakın bir zamandır, yaygın  ve derin bir  şekilde yaşanıyor, yaşatılıyor, uygulanıyor. Bir de  bu anlayışın baskı altında tuttuğu, her türlü önlemi yaşama  geçirerek gelişmesini önlediği bir milliyetçilik var.

Bu milliyetçiliğe mensup olanlar, her türlü idari ve cezai yaptırımlara rağmen, kendi dillerini, kültürlerini savunuyorlar, bunları baskıdan kurtarmaya gün  yüzüne çıkarmaya çalışıyorlar. ‘Her türlü milliyetçiliğe karşıyım’ diyerek bu iki süreç nasıl, aynı kefeye konulabilir? Bu, kendi ulusal değerlerine karşı körleşmeden, yabancılaşmadan başka bir şey değildir. Marksizm, sömürüsüz toplum, sınıf mücadelesi, sınıf bilinci gibi kavramların, böylesine bir körleşmeyi ve kendi toplumunun ulusal değerlerine karşı yabancılaşmaya sağlaması, herhâlde, sadece bazı Kürdlerde  görülen bir durumdur.

Hüseyin Kaytan’ın, Salih Dündar’ın, Saatin İçindeki Sır romanına yazdığı Önsöz’e  bir daha bakmakta yarar var.

                                                           ***

Diyarbakır 5 nolu Cezaevi’nde  17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece, Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık ve Mahmut Zengin kendilerini yakıyorlar ve yaşamlarını yitiriyorlar. Bu tutukluların bıraktıkları notta şunlar yazıyor: “Bu eylem, cezaevinde dayatılan insanlık dışı koşulları protesto amaçlıdır. Mazlum’un eyleminin bir devamıdır. İnsanlık onuru işkenceyi yenecektir. Ferhat, Necmi, Eşref, Mahmut”  (s.220 vd.)

Bu arkadaşların, böyle bir notta bile Kürdlerle, Kürdçe’yle ilgili bir cümle yazmamaları dikkate değer bir durum. Halbuki sözü, edilen baskıların,  zulmün amacı Kürdleri etkisiz bırakmak, Kürdçe’yi yok etmektir. Türkçe’yi egemen kılmak, Kürdçe’yi unuturmaktır.

                                                                ***

Cezaevi yönetimi, Kürd tutuklulardan, kendi paralarıyle,  yağlıboya, neft, karton, tahta  gibi ürünler almasını istemekte, onlardan, ‘Bir  Türk dünyaya bedeldir’, ‘Türk  öğün, çalış güven’, ‘Her Türk asker doğar’ gibi sloganlar yazmasını istemektedir. Bu sloganlar, koğuşlara, cezaevinin ana maltasına,  görüş yerlerine vs. asılmaktadır. Kürdçe konuşmak yasaktır. Görüşlerde Kürdçe konuşmak yasaktır. Bütün bu emirler, tutuklular tarafından harfiyen yerine getirilir. Böyle bir durumda bile, ölüme giderken bile,  Kürdlerden, Kürdçeden, söz  edilmemesi şaşırtıcıdır. Örneğin, ‘Ben/biz  Kürdüz. Böyle bir slogan yazmayız, bağırmayız…’ neden denemiyor? Muhtemelen bu arkadaşlar da ‘sınıf mücadelesi’ yapıyor. Kürd ulusal değerlerini, yaşamayı, savunmayı küçümsüyorlar, bunu gericilik sayıyorlar.

                                                                ***

Halbuki, cezaevi yönetimine, emirlere karşı çıkanlar, istenileni yapmayanlar olabiliyor. Bir gün, cezaevi yönetimi bir koğuşu havalandırmaya çıkarıyor. Tutukların iki sıra olmalarını istiyor. İki sıra. Herkes birbirinin  yüzüne bakıyor. Müdür, ‘şimdi,  bİrbirini tokatlama eğitimi yapacağız’ diyor. ‘Herkes karşısındaki tokat atacak. Bu tokat şiddetli olmalı.’

Sıranın başında bulunan, yaşlı- başlı bir öğretmen, karşısında duran gence, şiddetli bir tokat atıyor. Bu, örgütle siyasetle, ilgili olmayan sıradan bir Kürd gencidir. Operasyonlar sırasında orada bulanan, oradan geçerken alınan bir genç. Müdürün emri gereği o da öğretmene tokat atacak. Fakat o gençte bir kıpırtı yok. Müdür tarafından, askerler tarafından, ‘sıra sende’ diye azarlanır. O genç, ‘Ben arkadaşıma vurmam’ der. Müdür, ‘Bu bir emirdir, sen yönetimin emrini nasıl dinlemezsin!...’ diye gürler. Genç, ‘böyle emir olmaz, ben arkadaşıma vurmam’ der. (s. 177)

Bu genci, daha yoğun işkenceler yapabilmek için gruptan ayırırlar, farklı bir alana işkence yapılan mekanlara götürürler.

Böyle tutumların da yaşandığı bir dönemde, neden, herhangi bir militan ‘Ben Kürdüm, bu tür sloganlara  teşne olmam…’ diyemiyor. Muhtemelen onlar da ‘sınıf mücadelesi’ yapıyorlar,  Kürd ulusal değerlerin savunmayı gericilik sayıyorlar.

Dikkat edelim, bu Kürdçenin, Kürdçe konuşmanın yasak olduğu bir dönem. Bu çağdışı bir yasağa karşı çıkmak evrensel bir tutum değil mi? Kürd ulusal değerlerini yaşamayı savunmayı gericilik  sayıyorlar, ama Türk ulus değerlerini yaşamaktan, yaşatmaktan  rahatsız değiller.

                                                                 ***

14 Temmuz 1982 tarihinde gerçekleşen bir duruşmada Hayri Durmuş, işkenceleri protesto etmek için ölüm orucuna başlayacağını duyurur. Bu süreç şöyle gelişiyor:

“Hilvan-Siverek grubunda yargılanan Fevzi Yetkin, 13 Temmuz günü mahkeme salonunda,  tüm cesaretini toplayarak ve ağır işkenceleri göze alarak 33. Koğuşta, dörtlerin 18 Mayıs gecesi kendilerini yaktıklarını,  ve öldüklerini açıklaması tüm cezaevinde olayın  duyulmasını sağladı.

KİP hareketinin kurucularından  olması münasebetiyle, bütün büyük yargılanan  gruplarla birlikte mahkemeye çıkarılan Mehmet Hayri Durmuş,  mahkeme salonunda bunu duyduktan bir gün sonra, 14 Temmuz 982 günü devam eden duruşmada  söz alıp, ‘siyasi savunma haklarının ellerinden alındığını, işkencelerin  günlük yaşam şekline dönüştürüldüğünü, bu durumu protesto  etmek için 33. Koğuşta, Ferhat, Necmi, Mahmut ve Eşref arkadaşların kendilerini yakarak protesto ettiklerini ve yaşamlarını yitirdiklerini’ belirttikten sonra,  ‘Ben de bu andan itibaren ölüm orucuna başlıyorum diyerek, tarihi kararını açıklayan konuşmasını yaptı. Hayri’den sonra söz alan Kemal Pir,  onun ardından Akif Yılmaz ve Ali Çiçek, Hayri’ye katıldıklarını ve ölüm orucuna başladıklarını duyurdular. “ ( s. 226-227)

Ölüm orucu sürecinde bu arkadaşların  da 70 güne varmadan, birer birer  yaşamlarını yitirdikleri biliniyor. Bir de şu konuya dikkat çekmek gerekir kanısındayım. 12 Mart sürecinde, (1971) Diyarbakır Sıkıyönetim Tutukevi’nde, Kürd  olmayı, Kürd dilini ve  kültürünü savundukları, yaşadıkları için tutuklanan, işkence gören  toprak sahibi, ağalar vardı.  Örneğin, Mardin/Silopi’den Hurşid Ağa  (bk. İsmail Beşikci,  Söz Konusu Vatansa Bilim Teferruattır, İBV Yayınları, Mayıs 2021, İstanbul, s. 89-91) ‘Sınıf mücadelesi’ sürecinde bu ilişkileri nereye koymak gerekir? Örneğin Devran bu ilişkileri nasıl yorumlar?

                                                             ***

İnsanların haklı davalarını savunabilmek için yaşamlarını ortaya koymaları önemli, dikkate değer bir olgu. Ama, işkencelerin, çağdışı yaşamların, Kürdleri, Kürdçeyi yoketmekle ilgili olduğunun  bilincine varılmaması,  dikkatlerden uzak tutulmaması gereken bir olgu, esas protestoların buna ilişkin olmaması şaşırtıcı bir durum…

                                                       ***

“Bir kapitalist devlet kurmak, öyle bir devlet yaratmak için  kılımı bile kıpırdatmam  ben”  dedi, Devran. İnsanların, sömürülecekse, Türkçe ya da Kürdçe konuşulmuş , ya da Arapça, veya Rusça konuşulmuş, bunun ne  anlamı var? (s. 254-255)

Dikkat edelim, bu konuşma, Kürdçe konuşmanın yasak olduğu, Kürdçe konuşmanın idari ve cezai yaptırımlar bağlandığı bir dönemde yapılıyor. Türkçe, Arapça, Farsça, Rusça konuşmanı hiçbiri yasak değil. Ama Kürdçe yasak, Kürdçe’nin günümüzde de, bazı kişiler ve ilişkiler çerçevesinde hala yasak olduğu da söylenebilir. Böyle bir ortam sömürü için elverişli bir zemin yaratmaz mı?

Devran’a göre, milliyetçiliğin ilericiliği, haklılığı gerekirciliği olmaz…. Ezilen ulusun milliyetçiliğinin ilericiliği savı burjuvazinin aldatmacası ve savıdır. (s. 255)

Bütün bunlar, bir yerde, ’sınıf mücadelesi’, ’sömürüsüz toplum’, ‘sınıf bilinci’ gibi kavramları gündeme getirerek ana davadan kaçmak değil midir? Bu kavramların, ana davadan kaçma sürecini gizleyen, örten bir işleve sahip olduğu düşünülemez mi? ‘Sınıf mücadelesi’, ‘Sınıf bilinci’, ‘sömürüsüz toplum’ gibi ezberlerin, insanların zihnini dumura uğrattığı, bir kısım Kürdlerde rahatlıkla izlenebilen bir süreç…

Bu makale toplam: 3790 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:04:08:19
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İsmail Beşikci

Yazarın Önceki Yazıları

Munzur Çem’in Anıları Derve Saatin İçindeki Sır Mehmet Öncü Kitapları Zarema, Yahudi Devleti Juli’nin Sesi ‘Ateşte Doğanlar’ Kadri Hoca… Kürt Hâkim Alevilik Üzerine II ‘Aleviler ve Sosyalistler’ Kitabı Üzerine Uygur Türkleri Başkanlık Seçimleri, ABD Üniversite Raporu OFra Bengio’nun Kürd Liderlere Eleştirisi Dr. Said Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde Maaş Sorunu… Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde PKK-Haşdi Şabi İşbirliği Ama Onlar Kardeştiler… Mustafa Suphi ‘Kürdistan Ortadoğu’nun Polonya’sıdır’ İSkan Tolun II Kürt Dil Hareketi (Harekata Zımanê Kurdî) II ‘Doğumun Ölümü’ Kürt Dil Hareketi (Hereketa Zimanê Kurdî) Kürdistan Bayrağı’nın ve KDP Binasının Yakılması Üzerine… Ermeniler, Kürdler, Azeriler Devrimci Doğu Kültür Ocakları Eylül 2020 Kürdler-Kürdistan Bir AİHM Başkanı Halepçe arşivlerinin yakılması ve KDP’ye saldırı Devran İskan Tolun Woodrow Wilson Harf Devrimi’nin Kürdler İçin Anlamı Mehmet Elbistan Kürtler, Şehir Şehirlileşme ‘Kürt Çalışmaları…’ Zini Gediği Katliamı Kürd Tarihini Kürdlerin Yazması… ‘Kürtlerin Kürt Olmama Hakkı’ II ’Kürtlerin Kürt Olmama Hakkı’ Değinmeler-2 Irkçılık Üzerine Seyid Ahmed Cebari Şengal, Afrin Mustafa Selîmî Kemalizm ve Kürd Ulusal Sorunu Orhan Kotan’ın Şiiri Leylan - II Kürt Meselesiyle İlgili Bir Projen Var mı? Leylan Xwebûn Orta Karadeniz’de Etnisite İlişkileri Alevilik Üzerine… Güvenli Bölge Duvarımızı Yapamadık… Doktor Said Alevilik ve Tarihi Bitlis ve Ahalisi 1916 Kürd Tehciri Bir Diplomatın Anıları Xızır Nasıl Ali Oldu? Kürd Tarihi Üzerine Gözlemler Adıyla Çağırmak Kürdistan’ın Güneyinde Soykırım Kürdlerin Tarihi Milliyetçilik Üzerine Hong Kong, Kürdistan ‘Kürtlerle Türkler’ Ortadoğu’da Devletlerin Kurulması Abdurrahman Qassemlu’nun Katledilmesinin 30. Yıldönümü Üniversitenin Bilim Anlayışında Temel Sorunlar Cumhuriyet, 19 Mayıs 2019 'Özgürlük İçin Sanat' Helsinki’de Sosyal Forum Teknoloji, Bilim, Eğitim Milletler Cemiyeti Döneminde Kürdler/Kürdistan Hewler - Duhok - Zaho Bir Tartışma Üzerine… Dönemin Romanları Eleştirilerin İzinde Rêya Heqîyê (Alevilik) ABD Ziyareti - IV ABD Ziyareti - III ABD Ziyareti - II ABD Ziyareti - I Berlin’de Dersim 37-38 Paneli Başur’da Siyaset Duhok-Hewlêr Gezisi Kürdçe Yasaklarının İşlevi ‘Aleviliğin Doğuşu’ II ‘Kimliksiz Çığlıklar’ Türkiye’de Adalet Arayışları 'Aleviliğin Doğuşu' Kürdlere Soykırım… Moskova’da Kürd Konferansı Cevat Geray’a Sevgi… Bilim Ahlakı Mahallenin Arkadaşları Selahattin Demirtaş’ın Şarkısı Canip Yıldırım Kütüphanesi Devşirmeler ve Devletsizler Dağ Kavmi - II Adaylar… Dağ Kavmi -I Geleceğini Belirleme Hakkı ve Kürdler Farhad Daftary, Şiilik Alevilik Şiizm ‘Türklük Sözleşmesi’ Timure Halil Hakkında … Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk… Celal Talabani... Kürdler Zoru Başardı… Bağımsızlık... Güvenlik... Domino Etkisi Referandum-Bağımsızlık Tartışmaları Danimarka Seyahati Sekesûr’da Kürd-Alevi Soykırımı İnsanlık Araştırmaları Merkezi Fahriye Adsay’ın Eleştirileri Üzerine… Bir Kürd... İki Kürd... Üç Kürd Yezda... Ermeniler, Kürdler… Yeni Bir KDP Kurma Çalışmaları Hasta Adam Avustralya Gezisi Hayatımdan Kesitler Birey Toplum İlişkileri Peşmergelik Yüce Bir Değerdir Kaderine Küsmek Kürd Halkının, Kürdistan’ın Başı Sağolsun… Kürdistan’ın Hayırlı Evladı Doktor Said Suriyeli Mülteciler Parlamento Milli Düşünce Sempozyumu Desmond Fernandes Kürtlerin Bulunduğu Ülkeler Bölünemez!... Kürtler Ne İstiyor? Eşkiya 28 Devlet Bağımsız Kürdistan’ı Tanımayacak... Devlet, İslam, Kürdler ve Darbe Pencinarîler II Pencinarîler I Azim... 'Afrika Edebiyatı' Üzerine… Yaresan (Ehl-i Hak) Rêya Heqîyê, Ezdan Zağros’un Ötesine… Süleymaniye Merkez Güvenlik Karargahı 'Peçar Tenkil Harekatı/1927' Üzerine Birkaç Söz İttifaklar Mahmut Yeşil’e Sevgi… Tunceli Kanunu, Getirdiği Esaslar ve Devletin Asimilasyon Planları Yakındoğu’nun İmhası ve Pontus Sorunu Keşiş’in Torunları Dersimli Ermeniler Anlıyorum Ama Konuşamıyorum 1128 Akademisyen Yaşar Kaya Alevilik... Elveda Güzel Vatanım Alevilerin Kitabı Uluslararası Barışı Kurma Çabaları, Kürdler/Kürdistan III Uluslararası Barışı Kurma Çabaları, Kürdler/Kürdistan II Uluslararası Barışı Kurma Çabaları, Kürdler/Kürdistan (I) Komkurd-An Nelson Mandela - Aziz Sancar Barış, Yüzleşme, Müzakere İBV Hewler Temsilciliği 558. Oturma Şengal’i Ziyaret Şengal TBMM Kürdlerde/Kürdistan’da Ana Sorun Özyönetim Üzerine... Norveç Seyahati Alaine Tuoraine’e Eleştiri Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde Yönetim Zaafları Güneşin Krallığı Keyakisar Barzani bir dönem daha görevde kalmalıdır Temel şart Kürdistan Ordusu! Girê Spî'nin Kurtarılması... Üniversitenin Ana Sorunu Mardin: Hüzünlü Kent Alevilik-Müslümanlık Osmanlılar ve Acemler Arasında Kürdler İslam’ın barış, huzur, adalet ve eşitlik anlayışı Kerbela’da son buldu Kürd Kültürü Neden Yağmalanıyor? Kürd Êzidîlerin Azizesi 'Begê' İki Olay Üzerine Düşünceler Barış ve Çözüm Süreci - III Eleştiriler Ev Jin û Mêrê bi Maskê Barış ve Çözüm Süreci - II Murat Bozlak’a sevgiler... Barış ve Çözüm Süreci… Rejim, İslamileşme, Kürdler/Kürdistan Alman Şarkiyatçı Dr. Friç Soykırımlar ve Devletsiz Halklar IŞİD’in Zuhuru Şeyh Ahmet, IŞİD Saldırıları ve Osman Baliç'in Katili Ulusların Kendi Geleceklerini Tayin Hakkı ve Kürdler/Kürdistan Bitlis Anıları, 1960’lı Yıllarda Bitlis’de Yaşam Uluslararası Bitlis Sempozyumu Barzaniler Değinmeler İfade Özgürlüğü ve ABD Türk Siyasal Kültürü Üzerine… Birleşik Krallık, Fransa, Kürdler/Kürdistan Anti-Kürd Uluslar arası Nizam Kürd/Kürdistan incelemelerinde temel soru... Ulus İnşa Sürecinde Dilin Rolü Mustafa Barzani'yi sevgiyle anıyoruz Düşün Hayatında ve Edebiyatta Kurumlaşmalar Yakındoğu’nun İmhası,1915 Ermeni Soykırımı ve Hrant Dink’in Katledilmesi Resmi İdeolojinin Temel Özelliği Roboski – Goyiler Türk-İslam Sentezi ve Kürd Sorunu Kürdistan sorunu her şeyden önce duruş sorunudur Barış
x