Ahmet Önal: ABD, Çelişkiler, İlişkiler ve Kürtler !

ABD, Çelişkiler, İlişkiler ve Kürtler !

Ahmet Önal

13.02.2021, Cts | 08:43

ABD,  Çelişkiler, İlişkiler ve Kürtler  !
Makaleyi Paylaş

Öncelikle iki ters sapmayı ve saptamayı belirtelim;

İlki  “ABD’de devlet başkanlarının rolü yoktur” demek, 

İkincisi  “Devlet başkanlarının rolü her şeyin üstündedir” demek yanlıştır.

Amerika Başkanları, Amerika’nın birliği vurgusu ile ortaya çıkar. 

Ancak,  ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump ise bu kuralı gelir gelmez şaşırtıcı tarzda yaklaşıma ters davranışlar  sergiledi.  Zaman zaman bu şaşırtıcılığını, şımarıkça severek, istikrarsız, sağcı ve popülist tutumunu uç boyutta  ortaya koydu. Ama ilk geldiğinde şaşırtıcı bir politikacı izlenimini vermesine rağmen, sonra uyar göründü.  Son üç yılda, sağcı söylemi aşağıya çekti. Seçime yaklaşınca yine “sürpriz yapacağı” görüntüsü sergiledi. Kurumsal işleyişle çatışmaya yöneldi. Seçimi kaybederken de Amerika toplumu açısında “şaşırtıcı” tutumlara girişti. Görevi yeni başkana devir etmeye hazırlanmak yerine,  kongre salonunu basmaya kalkıştı. Başaramayınca, görevi teslim etmeden gitti.

Başkan Trump’un bu tutumu “Şaşırtıcı” idi. Ama kendisine yarardan çok zarar getirdi. Bu aynı zamanda burjuva demokratik değerler açısında, Amerika’nın kurumsallaştığını da ortaya koydu. D. Trump Aynı şaşırtıcılığı, Yakın Doğu, Orta Doğu sorunlarında da göstermişti.

İran’a ambargoyu sert uyguladı. İsrail’i radikalce  savundu. Amerika’nın siyasetine ters olmasına rağmen, Rojava’da olduğu gibi müttefikleri ile denetlediği bölgeleri, kendisinin ve müttefiklerinin aleyhine Rusya ve Rusya’nın müttefiklerine terk etti.

Bu Amerika toplumunu önemli oranda üç kanada böldü.

  1. Sürpriz ve macera sevenler.
  2. Sağcılar ve Cumhuriyetçiler   
  3. Demokratlar, Sol ve Sürpriz sevmeyenler.

Trump  birinci ve ikinci kesime oynarken, bu yönelim,  macera taraftarı olmayan Cumhuriyetçilerin bir kesimini bile   kendisinden ayırdı ve böldü. Önemli bir kesim ırkçı ve sağcı bir çizgiye kayıp Trump’a uyarken, diğer kesim ise Amerika’nın kurumsal ve “sürpriz sevmeyenleri” olarak, istikrardan yana bir birlik tutumu takındı.

Neye karşı birlik?

Irkçılığa, ABD’nin düşüşüne, Cumhuriyetin sağcı kesimine karşı birlik istemleri kabardı. Tabi burada ABD’nin emperyal güç olarak düşüşüne karşı da bir birlik isteminin olduğu unutulamaz.

Amerika’da, istikrar ve güvenin çok boyutlu olarak kaybolmasına karşı, bir kaygı ile birlik istemi tetiklendi ve bu seçime yansıdı.

Kendi içinde bu refleksi gösteren Amerika, dışarıda da hegemon özelliğini koruma ve mümkünse sağlamlaştırma eğilimi ağırlık kazandı.

Misal olarak; S-400’lerin satın alınması,  Rusya ve İran ilişkileri, eksen belirsizliği ve Siyasal İslam’a ve özellikle DAİŞ’e karşı takınılan tutum vs. politikaların tutarsızlığı neticesinde,  Kürt politikası da aktüel bir konu olarak sahadaki öncelikli yerini aldı.

Türkiye’nin, “Stratejik Derinlik” siyasetinde gerileyerek, Suriye politikasında ABD ve Rusya arasındaki çelişkilerden faydalanarak, pazarlıklı bir halde,  Kürt hareketine karşı geçici ve şarta bağlı olarak, tarafsız bırakma ya da yer yer  destekler   sağladı ve Kürtlerin denetimindeki bölgelere saldırı olanaklarını elde etti.  

Güney Kürdistan ve Irak arasında bir türlü yasal varlığına rağmen çözülemeyen Kerkük ve “Tartışmalı Bölgeler”de, 16 Ekim deki İran’ın Irak operasyonlarında Kürtlerin parçalanmış durumundan cesaret alan Türkiye, Önce Efrin, sonra Serêkaniyê ve çevresine, ABD’nin “Çekileceğiz” tarzında yaptığı açıklamayı fırsat bilen Türkiye, Rusya‘nın Türkiye’yi Amerika ile karşı karşıya koyma,   NATO’dan uzaklaştırma politikası neticesinde,  aldığı destek ile bölgedeki İslamcı radikalleri öne sürerek,  ABD’nin sesiz geri çekilmesi karşısında,   30 km içeriye girecek şekilde Güney Batı Kürdistan’ı Rusya’nın icazeti ile işgal etme konusunda anlaştı. Tabi bu Türkiye Amerika, Rusya ve Kürt güçleri açısında zor karşılanacak bir durum idi. Bu antlaşmanın tamamında hedefi tutturamadı..  

Çünkü Rusya dünya güç dengesinde Türkiye’ye eksen değiştirtmeye çalışıyor. Suriye, Rusya’ya dayanarak iktidarda kalmak istiyor.

Amerika, İran üzerinde hegemen olmak isterken, Kürtler ve diğer bölge müttefikleri ile ilişkilerini hep gözetleyecek ve ona uygun davranacaktır. Zira nükleer sılahları geliştiren bir İran, ABD için büyük sorun olarak karşısına çıkıyor. Bunu durdurmaktan vazgeçmeyecektir. Şimdiye  Kadar gerek ekonomik ambargo ve gerekse de müdahaleleri ile Iranı geriletti. Ancak bu İran’ı hedeflerinden vazgeçirdiği anlamına gelmiyor. Buna karşı yeni siyasetin ve ittifakların ortaya çıkması muhtemeldir.

Amerika bir tarafta masrafsız bir savaşı tercih ederken, diğer yandan Yakın Doğu ve Ortadoğu’daki tüm stratejisini, müttefiklerini aldatarak yüzüstü bırakarak kısmen de olsa çekilmeye girişmesi pentagon, beyaz saray ve farklı kurumlar  arasındaki çelişkileri derinleştirdiği için, kurumsal bir krize vesile oluyordu. Türkiye ise,  “Kürtler kaybetsin, sonuç nereye varırsa varsın”  deyip, iç ve dış politikasının merkezine Kürtlere karşı olacak şekilde konuşlandırıyordu..

Donald Trump’un bu çekilmesi sonucunda, Pentagon ve oygun davranan Amerika’nın stratejik sorunlarında kurumsal düşünen kilit durumundaki pek çok bürokrat ve sorumlusu, Bolton ve MacGurk kilit noktadaki  görevlerinden pek çok insan istifa ederek ya da istifa ettirecek duruma bıraktıktan sonra geri çekildi. Bu durumu daha da ileri götürmeme adına, Cumhuriyetçilerden istikrar yanlısı olanlar Beyaz Saray ve Donald Trump’a geri adım attırarak, yeniden Rojava’da mevzi tutmaya çalıştı. Bu durum yapılan Rus-Türk, Beyaz Saray- Türk, İran-Türk, Suriye –Türk ilişkilerinin yanı sıra içeriden de siyaseti  gerginleştirdi. Alanda yer işgal edip “Başardım” diyen Türkiye, diş ilişkilerinde esasta yara aldı, prestij kaybetti.  Amerika seçimlerine kadar gelindiğinde, Rusya, Amerikan’ın yeniden alandan çekilmemesi karşısında, duraksama durumunda kaldı ve Türkiye karşısında sözünü tutamaması ile krizi derinleştirdi.

Rusya S-400’leri Türkiye’ye satıp, NATO’ya ve özelikle ABD’ye karşı şifrelenmiş bu silahları, Türkiye’nin üzerine atarak, hem siyasi hem de ekonomik alanda zora itmeye çalıştı. Şimdi ise Türkiye ABD’ye, “Kürtlere desteğinizi kesin, biz S-400’leri toprağa gömelim” diyecek duruma gelmiş ve buradan pazarlığı geliştirmeye çalışıyor.

Bütün bu sıkışmışlık karşısında Kürtler, daha birlik konusunda, 1918’den beri Ayasofya’da Kürdistan Teali Cemiyeti Kongresi’nde yaşadığı ve Premêrd’in “Derdê Kurd” diye tanımladığı bölünmüşlük paradigmasında kurtulup, birliğini sözden çıkarıp, fiiliyata geçirecek bir pratiğe geçemedi. Böyle davranan kurumları ise ulusal politika zemininde meşruiyet kazanma yerine, parti-gurup ve lider  çekişmesinde marjinal kalmaktan kurtulamıyorlar, kurtaramıyorlar.

Durum böyle olunca kendi iç dinamikleri ve aklı ile birliğini gerçekleştirmek yerine, Amerika, Fransa ve içerde bağımsız ulusal demokratik muhalefetin baskısı ile birlik masasına oturabilmekte, hata aralarındaki savaşı bile dış garantörlerin araya girmesi ile ateşkese çekilebilmektedirler. Bu durum tam da Şair Pîremêrd’în bertiği  gibi “Derdê Kurd”  dediği hastalıklı durumdur. Kürtler 20. Yüz yılda birliksizlikten kaybetti.  21. Yüz yılda yeni bir akıl ile birliğe yaklaşarak kendi ulusal sorunlarını, uluslar arası kamuoyuna gösterebilirler mi?  Bunu da Fransa, Amerika ve garantör güç kullanarak değil, kendi ulusal özgürlük ve bağımsızlıkları için hayata geçirdikleri zaman karşılığını alacaklardır.

Kürtler bugüne kadar, 5 Mart 1991 Güney Kürdistan Raperini’nde birleşti, bir ay içerisinde bütün Kürdistan’ı kurtardılar. 2015’te Rojava’da el ele verdiler, Kobanê de uluslar arası prestij sağlayan ve dünyanın sempatisini kazanan, DAİŞ’e karşı verdikleri savaşı kazanım hanelerine yazmaları mucize olarak tarihi başarılarına kayıt ettiler.

Kürt güçleri, Başûr ve Rojava’da, iç çekişmelere başlayınca önce birbirlerini, sonra bir kısım mevzilerini kaybettiler. Bunu dikkate almazlarsa geleceklerini  daha da zora sokabilirler. Dikkate alıp hareket ederlerse dünya konjonktürü lehlerine işlemeye devam edecektir.

Şimdi de tüm başarılarının gelip dayandığı, özgürlük ve bağımsızlığın kapısını açıp aralayacağı anahtar, ulusal birlik ve dayanışma ruhu ve icraatıdır. Bunu başarmak için ise her Kürd’ün doğal hakkı ve ulusal özlemi olan bağımsızlık stratejisine bağlılıktan geçeceğinin anlaşılması gerekiyor. Zira masaya oturmak, ulusun bağımsızlık istemiyle çözümü sunmaktır. Bu stratejiye sahip olmaksızın ulusun ve ulusal siyasetin özne olarak algılanması mümkün olmayacaktır. Kendini özne görmeyenleri ne diye masaya alsınlar ki?

Bir diğer kronikleşmiş hastalık  ise, Kürdistan’ı parçalayıp bölen, sömürgeci ve soykırımcı devletlerin şemsiyesi altında, Kürt hareketlerinin birbirlerine karşı aldıkları tutumdur. Geçmişte Kürt aşiretlerinin lokal alanları tutma adına, birbirleriyle alan tutma yarışına girip, dost olamayan güçlerle ittifak yapıp, Kürt hareketini geriletmeye çalışmaları, büyük marazidir. Henüz yakında Şengal’de, Haşdi Şebi, YBŞ ile KCK güçlerinin  birlikte hegemonya sağlama girişimi ile Kürdistani güçlere karşı İran’ın ve Irak’ın Şiiacı eksendeki tutumları  düşmancadır.  Aynı tutum içine diğer partilerin de bu paslı biçağı zaman zaman birbirlerine salladıklarını biliyoruz.

Kürt ulusal mücadelesinin meşruiyetinin yayılmasını engellemek, alt statü talebine düşmeleri ve bunun üzerinde  kabul görme  sorununda sorunlar tıkanıp düğümlenmektedir. Güç, siyaset, savaş, mücadele bu gaye için vardır. Bu perspektifte bakınca, dışarıdan milyonlarca tonluk maddi, manevi ve güç desteği alsa bile, eğer siyasi masada yer açamıyorsa, alamıyorsa, Kürdistan  sorununu bir askeri sorun olmaktan çıkarıp, siyasi bir merhalede müzakere edilmiyor demektir. Kürtler bugüne kadar bunu aşamadı. Kısmen Güney Kürdistan’da Federasyon yasaları ile işaretlerini ortaya koydu ise de, uygulamada Bağdad Hükümeti elindeki gücü Kürdlerin aleyhine kullanarak, federasyonun işleyişini tıkadı. Anayasanın 140. Maddesi “Tartışmalı Bölgeler” için hayatı bir sorun iken, Kürtlerin tüm ısrarlarına rağmen, iki yıl içerisinde yapılması gereken referanduma izin verilmeyerek, ihlal edildi. Bunun üzerine DAİŞ’in saldırısı ve işgali sonrasında, “Tartışmalı Bölgeler” dedikleri Kürdistan alanlarını,  Federe Irak Ordusu savunamayınca, Kürtler o bölgelerde Peşmerge müdahalesi ile girerek özgürleştirdi.

Bu Irak Merkezi Yönetimi ile Kürdistan arasındaki makası daha da açtı. “Kürtler bağımsızlık ister mi, istemez mi” tartışmaları ardında, 25 Eylül 2016’da Güney Kürdistan Hükümeti, “Kürdistan’ın  Bağımsızlık referandumu”nu yapmaya karar kıldı. Sandıkta Güney Kürdistan Halkının, % 93 gibi ezici bir çoğunluk, demokratik ortamda yapılan bu referandumda “Bağımsızlık” istediğine dair iradesini ortaya koydu. Ancak masada meşruiyeti teslim edilmediği için, iç   ihanetin yanı sıra  “Tartışmalı Bölgeler” yine Irak, İran ve Türkiye’nin açık müdahaleleri ve büyük devletlerin suskunluğu karşısında, yeniden işgal edildi.  Bu, Kürtler açısında, gerek Güney’de gerekse Rojava’da,  kazanılmış alanlara sömürgeci güçlerin yeniden müdahale ve işgal etme cesaretini edinmesini sağladı. Efrîn, Serêkanîyê işgalleri, Kerkük ve Şengal’in 16 Ekim 2016 işgalinin devamıdır. Türkiye’nin ve İran’ın Güneye müdahaleleri de aynı saldırıların devamı olduğunu tespit etmek gerekir.

Geçmiş vizyonu böyle özetledikten sonra, şimdi, 2021 ve sonrasındaki olasılıklara dair bir şeyler söylemek gerekirse;

Rusya’nın genel politikası, çözümsüzlük üzerinde, rakiplerini yıpratıp, uzun sürece yaydığı krizde alan tutturmayı hedefler. Suriye, Karabağ, Polonya vs. sorununu incelediğimizde, bu ortaya çıkıyor. Bu sorunlarda Türkiye’nin bölgeci ve yayılmacı siyasetini, Rusya ise Asya, Doğu Avrupa ve Afrika hedeflerine tahvil edecek şekilde bir egemenlik vizyonuna oturtmaya çalışıyor ve  bir koz olarak kullanıyor. Bunu yaparken hiçbir siyasi ettik ve uluslar arası kural ve antlaşmaya uymamaktadır.

 Zira Rusya, bir grup süper çete tarafından yönetilmektedir. Donald Trump’un istikrarsız ve kurumsal kuralları bozan tutumunu da iyi kullanarak alan tutu. Bu siyaseti, Joen Baiden döneminde sürdürmesi zorlaşacaktır.

Amerika, Donald Trump döneminin tersine,  krizden ucuz kurtulmak için sürecin olgunlaşması için süreci uzatmak durumunda kalıyor. Bu iki uzatma arasında, Kürtlerin ittifak halinde davranması ile ancak kazanımlarını koruyup geliştirebilir.

Joen Baiden, dünya ile daha gerilimli olmayan, esnek  bir politika izleyecek. Meksika duvarını göçmenlere açtı. Müslüman ülkelere olan vize yasağını  esnetti. İran, ABD için esaslı bir sorun olmakla birlikte, soruna daha tehditkar olmayan, ancak hegemon bir politika izleyecek. ABD, Rusya’dan çok Çin’i dikkate alacak ve bunu ilişkilerinde hep hesaba katacak. Ama sahada pek karşı karşıya gelmek yerine, pazar alanları üzerinde bir mücadele  sürdürecek. ABD de artık gücünün sınırlı olduğunu hesap etmek durumunda olacak.

ABD’de, bir taraftan da  toplumsal umursamazlık egemendir. Böyle olunca devlet politikaları, toplumsal baskıdan uzak ve  adeta kendi başına karar verir durumunda oluyor. Buna rağmen ABD, daha çok kurumları ile hareket edeceğini, Trump dönemindeki kırılmalara rağmen gösterdi. Fakat Türkiye daha çok şahısla davranmaya devam edecek. Böyle olunca Halk Bank davası şimdiye kadar kişiler arası ilişkilerle geciktirildi, ancak artık politika, mahkemelerin kararlarına olur olmaz karışmayacak. ABD,  sorunlara başkanların telefonları ile değil, mahkemelerin oturumları üzerinden karar verecek. Başkandan, başkana iş yürütme süreci artık olmayacak. Zira böyle yapan Donal Trump kaybetti.  Bu da ABD, Türkiye ilişkilerini menfi etkileyecek bir durumdur.. Böyle olduğu için, Türkiye yönetimi, Joen Baiden’in seçilip göreve gelmesini kutlama hususunda ketum davrandı ve zorlandı. Bu da mesafeyi ele veren bir durum olduğunu ortaya koydu.

Amerika kurumsal bir siyaseti daha titiz yürütme sürecine girerken, Türkiye tam tersi bir biçimde, lider ve partisine göre davranıp, yöneten bir durumu esas alacak. Büyük elçileri kendi partisinin çekirdek kadrosunda atıyor. Üniversitelerin akademik özerkliğini hiçe sayarak, yönetimlere liyakatten ziyade siyasi kadrolarını atıyor.

Bu gidişat olurken Amerika, Kürt ilişkileri aleni ve sıcak bir tarzda devam ediyor. Yeni Savunma Bakanı Lioyon Austin göreve başlar başlamaz, Rojava ve Güney Kürdistan’daki  Kürt güçleri ile dostane ilişkilerinin süreceğini  açıkladı. Bu da ABD’nin Güney ve Güney Batı bölgesindeki Kürtlerle ilişkileri devam edecek.

McQurk’ün daha önce istifasına sebep olan Donald Trump’un, “DAİŞ ile mücadeleyi Türkiye’ye bırakma!”sı   ve Kürtlere karşı sınırlı da olsa hareket serbestisi tanıması üzerine istifa ederken, Joen Baiden, döneminde daha geniş bir alanda ve daha yetkili biri olarak kabinenin içinde yerini aldı. Ancak McQurk’un bu yetkilerini, Kürtlerin dostu şeklinde kullanacağını umursamazca beklemek, çok saf bir durum olur ki, ABD’nin  kurumsal hareket etmeyi esas aldığı gözden kaçmış olacaktır.

ABD için, S-400, F-35, Türkiye’nin Akdeniz, Güney ve Rojava operasyonları vs. sorunlar talidir. Bunların üstesinden gelecek durumdadır. ABD için en önemli olan şey, Türkiye’nin stratejisidir. Türkiye, ABD ve NATO karşısında uyumsuz politikalar izleyip, Rusya-İran-Çin eksenine yaklaştıkça, Batı ile ilişkileri sarpa sarar ve ABD yoluna devam eder. Türkiye, ABD’nin Yakın Doğu ve Orta Doğu politikalarına  uymadığı oranda da batıdan uzaklaşır.

Türkiye şimdi, günlük ve ortaya oynayan kurnaz politikalar izliyor. ABD, Türkiye’yi gözden çıkarmıyor, ancak Türkiye de bunu kullanmaya çalışıyor.

Rusya da, yönetimi  şahısla devam ettiği sürecin sonuna doğru gidecek gibi duruyor. 

Amerika, Kürtlere sırtını dönmeyecektir. Ancak Kürtler, biz “Suriye’nin bir parçasıyız, kolluk gücü olabiliriz” beyanları, talihsiz stratejik düşkünlük  olarak nitelendirilirse yeridir. Bu Kürtleri masaya değil, asker olarak karşılamaya götürür ve uzun sürede asker olarak alana sürdüğü gibi siyasetten çürütür.

Akdeniz’e mudahale eden Türkiye dillendirdiği “Mavi vatan” söyleminden, Amerika ve AB ülkelerinin tutumu karşısında zor durumda kalarak, dillendirmez duruma geldi. Libya sorunundaki müdahale de Türkiye siyasetindeki hesapsızlık anlaşılmış durumda.

İsrail devleti geçmişteki izolasyonu aşarak, Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve pek çok Arap yönetimi ile batının yanında birlikte hareket eder duruma geldi. Bütün bunları, uluslar arası bir sorun olan Kürdistan  sorunundaki çözüme ya da çözümsüzlüğüne önemli etkileri yor.  

Türkiye’de muhalefet, AKP’nin dış politikalarına uyum sağlamış, açık çek vermiş  durumda.  Adeta muhalefet yok. Türk milliyetçiliği, yayılmacılık ve şiddet üzerine bina ettiği iç ve dış siyaseti ile anti-Kürt siyaseti tavan durumunda tutarak, faşizan, soykırımcı tarzda bina etmeye devam ederken,  AİHS, AHİM kararlarını tanımayan bir  düzeye getirirken, “muasır medeniyet” dedikleri batının tüm değerlerine karşı adeta  meydan okur duruma vardı. Bu politikayla  HDP’yi de  sindirme yoluyla yıldırıp tüketmiş durumda.   Zira HDP  kendini “Türkiye Partisi” olarak tanımladığı için, Kürt söylemini geride tutarken, Kürt sorununda, bir yabancılaşmayı yaşadığı için, pek muhatap alınacak durumda da olmuyor. Zira Kürt ulusal sorunu, uluslar arası bir sorun olmanın yanında, Yakın Doğu sorunlarının çözümünde de anahtar rolü durumundadır.. Artık ABD, bunu anlamış durumda ve lehine nasıl kullanacağını düşünerek el atıyor.  Rusya’da dengeler politikasında Kürt ulusal sorununun siyasal potansiyelini bildiği için, o da bu gerçeği bilerek hareket ediyor.  

Son olarak belirtelim ki, Başkan Joen Baiden’in geçmişte Kak Mesud Barzanî’ye  “Kürdistan Orta Doğunun Polonyasıdır.” demesi, doğru bir tespittir ve elbette Donald Trump’tan çok çok daha ve Kürdistan’ı iyi bildiğinin işaretidir. Önce Bolton, sonra da Jeffri’nin “Çözüm Kürdistan’ın bağımsızlığıdır!” demeleri önemlidir. Ancak bu çözüm noktasını güvenlik ya da bölgelerden sorumlu iken dillendiremedikleri gibi, gelecekte aynı ya da benzer sorumlulukları edindiklerinde bu sözlerinin arkasında duracaklarını beklemek yanlış olacağı gibi, hiç söylenmemiş gibi düşünmek de doğru olmaz.

En önemlisi ABD’de farklı partilerden  54 Senatör’ün, Başkan Joen Biden’e gönderdikleri mektupta “Türkiye’nin, İnsan Hakları,   demokratik güçlere, Kürtlere ve ABD’nin Müttefiki olan Suriye ve Irak Kürt güçlerine  komşu ülkelere şiddet politikasından vazgeçmesi için baskı yapılmasını” istedikleri mektup, Kürtlerin, Amerika’da ve bu arada Batı Dünyasındaki diplomatik çalışmalarındaki etkinliğini ortaya koyuyor.  Yetiyor mu? Elbette hayır!

Kamuoyunda, 5 Mart 1991’de Güney Kürdistan’da yaşanan Raperin, 1990’lı yıllarda Kuzeyde yaşanan serihildanlar, 2014’de DAİŞ’in barbarlığına, şiddetine karşı mücadelenin merkezine oturtulan Kürtler, hiç bir zaman tu-ka-ka edilemez. “Kürt ulusal sorunu yoktur” diyenlere de, 50 milyonu aşkın nüfusu ve 200 yıldır yaşanan ulusal özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi ile inkar edilse de bir hükmü olmaz!

Dünya kurumsal hareket ediyor. Kürtlerin de özgürlük ve bağımsızlıkları için kurumsal ve birlikte hareket  etmesi gerekiyor. Bunun dışında bir çıkış yolu yoktur ve olamaz!

III. Dünya Savaşı uzun sürecek, Kürtler bu süreci hesaplı kullanırsa kazanır. Doğunun egemen devletleri, tercihlerini sömürgecilerden yana koymuş görünüyor.  Kürtlere düşen ise çıkarlarına uygun olan batı ile hareket etmekten geçtiğini görüyoruz. Bu hareketten de esas olan Kürtlerin kendi özlem ve bağımsızlığına uygun bir siyasi  duruşu elden bırakmayarak göstermesidir!

13.02.2021 

Bu makale toplam: 7552 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:23:15:19
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Ahmet Önal

Yazarın Önceki Yazıları

Küfürbaz Yüzsüzler ve Kürdler! Türkçesiz Osmanlıcadan, “Resmi Dil Türkçe”ye, Kültürel Türkçülükten, Türk Siyasal Irkçılığına-II- Anlaşılmayan Karışık Osmanlıcadan, ''Anlaşılmayan Bir Dil'' Kürtçeye Varmak! Uygarlık, Mitoloji ve Din! Din, Siyaset ve Bilim Doğu Akdeniz'de Devlet Konumlanmaları Kendime Soruları, Siz de Düşünüyor musunuz? Komik Olmayın Ulus; Siyasal Birliği ve Dili ile Vardır! Irkçılık; Hastalık Değil, İnsanlık Suçudur! Kültür ve Siyasette Irkçılık ve Kürt İşçilerinin Linç Edilmesi! Tuzu bile Bozan Lümpen ve Cahiller ile Aydınlar! Ayasofya’ya Kayyumu (1453) Ayasofya Kilisesi-camii, Müslüman ibadeti ve Cennet yalanı Öteki Olarak, Aidiyat,Hukuk ve Eşitliğe Tutunmak! Eğitimde; Hak-Haksızlık, Etik ve Suç Hak Yolunda Hakikat 'Alevilik' Mi, Rêya Heqiyê Mi?! 'Alevi' Şaşkınlığı Alfabe ve Îmla İttihat ve Terakki ile Devamında Çerkeslerden Bazı Şahsiyetler MUSTAFA KEMAL ve NUTUK İran İslam Despotizmi ve Mustafa Selimı'nin İdamı Mihtra Înancı ve Hîyerarşi Kadın ve Savaş Eleştiride; Pasif, Aşırı ve Zorlama Yorum Olmaz! 'Kızılbaşlık': Osmanlı İle Safevi Çekişmesinde Çıkan Bir Kavram Kürt Siyasetinde Aşılmayan Gelenek; “Kürt Aşiretlerinde ‘Alan Koruma” Kürtlerin Guernica’ları çok, Picasso’ları var mı? Daraldıkça Dersim’den Kopmak ve Kötülük Yapmak! Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma Musa ve Kitabı Tevrat Yenilik ve Yenilenme! Alan Tutma Yetmez Davut Kurun ve Anıları... Geçmişten Geleceğe Tecrübe Sunuyor Savaşı ve Değişkenliği İzlemek Failin Suçunu, Mağdura Yığmak! Islam Şiddeti ya da 'Darül Harp'te, Mali Kaynaklar! İnsanlığın Acısını Beynin Açısı Çözer Rêya Heqîyê inancı Mîhtra inancıdır; Müslümanlık, Kızılbaşlık, Alevilik değildir Barış Günü Kutlamaları Şöyle Geçerken, Kürt Siyaset Tarihinde Tabu ve Maraziler.. Türk Milliyetçiliğini, Kürt Milliyetçiliği ile Mukayese Etmek! Savaş Yeni Gelişmelere Gebe, Doğumu Merak Ediyorum Yanlız Kemal Kılıçdaroğlu İçin Değil Tüm Linç Girişimleri Kınanmalı! Değişim ve Özgürlük Savunma: Düşünceler sorgulanmalı, ancak emniyet ve mahkemelerde değil! Rêya Heqîyê, Alevilik ve İslam! Değişim, Zaman, Din ve Astroloji Marksizim’de Ulusal Sorun Yoktur? Dêrsim’de Koçgiri 1919-1922 ve Sonrası!.. 1968-1978’de Birleşen-Ayrışan Sancılar, Türki(y)e Solu ve Kürt Milli Hareketi!.. Devşirmeler ve Devletsizler... Kendine Düşmek Yerine, Özgürlüğü ve Bağımsızlığı Düşünmek! İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C) Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi? Kerkük’ün tarihine bir değinme Bağımsızlık Meşru Haktır, Olmadan Olmaz! Güney Kürdistan'da Bağımsızlık Referandumu ve Tercih! Egemenin Savaş-Barış ve Silahlanma-Silahsızlandırma Siyaseti 'Stratejik Derinlik', Mursi ile battı, Suriye ile çöktü Raqqa - Musul Operasyonu ve Sonrası III. Dünya Savaşı Uzun Sürecek 'Bağımsızlık Hedefi İle Kürdler Özgürleşecek!' 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ve Dersim Tertelesi! Kürt Sorununun Ağırlığı ve Aciliyeti! Kontrollü Darbe III. Dünya Savaşı, Rakka ve Musul'a Dayandı, Abd - Rusya Anlaşarak Çözüme Gidiyor! Kürtler Ne Yapar? Kürt Bayrağı 16 Nisan Referandumu Irkçılık Çekişmesinde İnsani Kişilik, Aidiyet-Kimlik Bilinci ile Şekillenir Ulusal Birlik ve Kongre hakkında düşüncelerim İttihat Ve Terakkinin Devamı, Kuvva-i Milli Teşkilatı Sevdalısı; Nazım Hikmet Ran Memur Toplum Değil, Kendisi İçin Üreten Toplum Kazanır Yalanın Egemenliği, Doğrunun ‘Marjinal’liği! Türkçe Dışındaki Dillere Karşı, 140 Yıldır Uzun Sürece Yayılan Bir Savaş Sürdürülüyor! Ali Rıza Koşar: 38 yıldır içimde bir acı olarak kaldı Tekoşîna Dıjwar! 3. Dünya savaşında ABD–Rusya, Türk-İran konumlanması özgür Kürdistan'a kapı aralıyor Tehlikeli İnsan, Tehlikeli Aydın, Tehlikeli Yazı, Tehlikeli Düşün ve Tehlikeliler Deyip Yaktılar! Kobanê Kürdistan'da Özeldir! T.C Cumhurbaşkanı RTE Uçtu! Kadın, Kürt, Kürdistan ile Bastırılmış Kimlikler Diktatörleşen AKP ve Çözemiyeceği Kürt Sorunu Diaspora, Kanton ve Bağımsızlık ''Silahları Bırakın'' Diyorlar Şengal, Celawle, Kobani’ye DAİŞ/IŞİD Saldırıları ve Kürdistan’da Serhildan! Kürdleri Kürdistan’la Büyütmek yerine, Türkiye’yi Kürdlerle Büyütmek!!! Yahudilik; Hiristiyanlık Çözülmüştü, Sıra Siyasal İslamda! Kürt Romanı ile yüksek Kürt bilincine Kavramları Çarpıtarak, Kürdü Çarpmak! Kürdistan, Türkiye Ve İşid konuşlanması Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye İnkar, iskan, imha kurtuluşmu? Toprak İle Samimiyet(sizliğ)imiz! Kürt soykırımına karşı Kürdistan'ın bağımsızlık hayali
x